YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8683
KARAR NO : 2012/632
KARAR TARİHİ : 02.02.2012
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 158 ada 1 parsel sayılı 682,52 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine, çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne ve çekişmeli parselin uzman bilirkişi kurulu raporunda (A1) ile gösterilen 77,1 metrekare yüzölçümündeki bölümünün tespitinin iptaline, geriye kalan 605,42 metrekare yüzölçümündeki bölüm yönünden davanın reddi ile tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın fen bilirkişi raporunda (A1) olarak gösterilen bölümünün kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı, geriye kalan bölümünün ise kıyı kenar çizgisi içinde kalmadığı ve davalı yararına 3402 sayılı yasanın 14. maddesinde yazılı koşulların gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de yapılan inceleme, araştırma ve uygulama hüküm kurmak için yeterli bulunmamaktadır. Taraflar arasında uyuşmazlık, çekişmeli taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığı ve davalı yararına 3402 sayılı yasanın 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisap koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususundadır. 3621 sayılı Kıyı Kanununun 4. maddesi uyarınca kıyı çizgisi, “deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgiyi”, kıyı kenar çizgisi, “deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların sınırını”, kıyı ise, “kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı” ifade etmektedir. Anılan yasanın 5. maddesi uyarınca kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altında, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık alanlar olup zilyetlik yoluyla iktisabı ve özel mülkiyete konu olması mümkün bulunmamaktadır. 28.11.1997 tarih 1996/5 Esas 1997/3 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında işaret edildiği üzere, kıyı kenar çizgisine ilişkin ihtilafların çözümünde, 3621 sayılı Kıyı Kanununun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idari yargı tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında idare tarafından belirlenen kıyı kenar çizgisinin, aksi takdirde 3621 sayılı Kıyı Kanununda öngörülen yöntemler doğrultusunda adli yargı mahkemelerince yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenecek kıyı kenar çizgisinin esas alınması zorunludur. 3621 sayılı Kıyı Kanununun 4 ve 9. maddeleri ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 6 ve devamı maddeleri dikkate alındığında, kıyı kenar çizgisinin tespiti için, öncelikle yörede idarece tespit edilmiş ve kesinleşmemiş bir kıyı kenar çizgisi mevcut ise buna ilişkin haritalar, bölgeyle ilgili ve farklı zaman dilimlerine ait eski tarihli memleket haritaları, hava fotoğrafları ve çalışmalarda yardımcı olabilecek tüm belgeler getirildikten sonra, jeoloji mühendisi, jeolog veya jeomorfologlar arasından seçilecek üç jeolog bilirkişi, bir ziraat mühendisi ve bir harita mühendisinden oluşacak 5 kişilik uzman bilirkişi kurulunun katılımıyla (imar planı içinde ya da yerleşim alanlarında bulunan taşınmazlar hakkında ise bir jeoloji mühendisi, jeolog ya da jeomorfolog bilirkişi, bir ziraat bilirkişisi, bir mimar veya şehir plancısı bilirkişi, bir inşaat mühendisi bilirkişi ve bir harita mühendisi bilirkişiden oluşan 5 kişilik uzman bilirkişi kurulu katılımıyla) mahallinde keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşif sırasında, getirtilen tüm haritalar, hava fotoğrafları ve benzeri belgeler mahallinde uygulanmak ve gerektiğinde değişik kotlardan toprak örnekleri de alınarak tahliller yapılmak suretiyle 3621 sayılı yasanın 4. maddesinde tanımlanan kıyı kenar çizgisi belirlenmeli ve fen bilirkişisi tarafından, tespit edilen kıyı kenar çizgisi pafta haritasına tereddüte yer vermeyecek şekilde geçirilmeli ve çekişmeli taşınmazın harita üzerindeki konumu gösterilmeli, uzman bilirkişi kurulundan elde ettikleri verileri ve vardıkları sonucun bilimsel gerekçelerini içerir ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınmalıdır. Somut olayda, dava tarihi itibariyle taşınmazın bulunduğu bölge ile ilgili olarak idare tarafından yapılmış ve yukarıda açıklanan şekilde kesinleşmiş bir kıyı kenar çizgisi çalışmasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; kıyı kenar çizgisi, 3621 sayılı Kıyı Kanununu 4 ve 9. maddesi ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 6 ve devamı maddeleri uyarınca, az yukarıda açıklanan yöntemle tespit edilmeli ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece, açıklanan yönteme uygun inceleme, araştırma ve uygulama yapılmaksızın, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir. Kabule göre de, (A1) bölümünün kıyı olarak tescil harici bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, bu bölüme ilişkin tespitin iptaline karar verilmekle yetinilmesi de isabetsizdir. Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 02.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.