Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2011/1202 E. 2011/4025 K. 04.07.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1202
KARAR NO : 2011/4025
KARAR TARİHİ : 04.07.2011

MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ

Ödeme şartını ihlâl eyleminden sanık …’in, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesi gereğince bir ay tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair … 9. İcra Ceza Mahkemesinin 16/02/2010 tarih ve 2009/379 Esas, 2010/24 sayılı Kararının, … Cumhuriyet Başsavcılığınca kesinleşip kesinleşmediği hususunda tereddüt hasıl olduğundan bahisle talep üzerine, mahkeme kararının kesinleştiğine ilişkin aynı mahkemenin 28/05/2010 tarih, 2009/379 Esas, 2010/24 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine dair, … 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 07/06/2010 tarih ve 2010/661 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya aleyhine, Adalet Bakanlığından verilen 26.12.2010 gün ve 76717 sayılı kanun yararına bozma talebini içeren Yargıtay C.Başsavcılığının 10.01.2011 gün ve K.Y.B.2011/1563 sayılı tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle dosya incelendi.
Tebliğnamede, gıyapta verilen kararın sanığa, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmış ise de, anılan maddenin uygulanabilmesi için gerekli ön şart olan kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre, daha önce yapılmış bir tebliğ işleminin bulunması veya tebliğ yapılmamış ise söz konusu kanunun 35.maddesinin son fıkrasında gösterilen istisnai durumlardan birinin oluşmasının gerekli olması karşısında; gerekçeli kararın tebliği için sanığın bilinen son adresine çıkartılmış tebligat bulunmaması sebebiyle, anılan kanun maddesi uyarınca doğrudan yapılan tebligatın geçerli sayılamayacağı gibi, Tebligat Tüzüğü’nün 55/2. maddesi yollamasıyla aynı Tüzüğün 28.maddesinde adres araştırmasına yönelik olmak üzere belirtilen şekil şartları yerine getirilmeden yapılan tebligatın da geçerli sayılamayacağı, bu hususun Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 01/12/2004 tarih, 2004/20415-12070 sayılı ilâmında da kabul edildiği,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/11/2006 tarihli ve 2006/6-123 Esas, 2006/229 sayılı ilâmı ile Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13/07/2009 tarihli ve 2009/8068 Esas, 2009/10789 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca karar ve hükümlerde, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerekmesi karşısında, söz konusu kararda sürenin başlangıcı konusunda tebliğ ve tefhimden hangisinin esas alınacağının belirtilmediği, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmediği gibi kanun yolu, süresi, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin açıkça gösterildiği meşruhatlı davetiye de gönderilmediğinden,
Anılan kararının kesinleşmemesi sebebiyle, infaz için gönderilen kararın kesinleşip kesinleşmediği hususuna yönelik … Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine verilen aynı Mahkemenin 28/05/2010 tarihli kararına yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan, anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca bozulması gereğine işaret edilmiştir.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İcra mahkemesince, sanığın yokluğunda verilen karar, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilerek kesinleştirilmiş ise de, Tebligat Kanunu’nun 35.maddesi; “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.” şeklinde düzenlendiği, anılan maddenin uygulanabilmesi için gerekli ön şart olan kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre, daha önce yapılmış bir tebliğ işleminin bulunmasının gerekliliği karşısında; gerekçeli kararın tebliği için gerçek kişi sanığın bilinen son adresine yapılan tebligat bulunmaması sebebiyle, Tebligat Kanunu’nun 35.maddesi uyarınca doğrudan yapılan tebligatın geçerli olduğunun kabulü mümkün değildir.
Hal böyle olunca kararın kesinleşmemesi sebebiyle aynı Mahkemenin 28/05/2010 tarihli kararına yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname yerinde görülmekle, … 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/06/2010 tarihli ve 2010/661 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 04.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.