Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2019/122 E. 2022/400 K. 29.03.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/122
KARAR NO : 2022/400
KARAR TARİHİ : 29.03.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
şirket temsilcisi Hasan Kılıçaslan

1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çermik Asliye Hukuk Mahkemesince (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı şirket yetkili temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı şirket yetkili temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili aleyhine 15.000TL bedelli senede dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, senedin kambiyo vasfında olmadığını, müvekkilinin çalıştığı ekmek fırınına davalı tarafından verilen akaryakıt nedeniyle veresiye fişlerine imza attığını, imza atarken veresiye fişine bitişik olan dava konusu senedin de imzalattırıldığını, daha sonra senedin doldurularak icra takibine konulduğunu, müvekkilinin … Ekmek Fabrikasında sigortalı olarak işçi statüsünde çalıştığını, ekmek fırını adına senedi imzaladığını ileri sürerek müvekkilinin icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve davalının alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı şirket yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; ekmek fırınının bizzat davacı tarafından işletildiğini ve bütün işlemlerinin davacı tarafından yapıldığını, davacı ile akaryakıt satımı konusunda yapılan anlaşma nedeniyle akaryakıtın davacıya teslim edilerek karşılığında dava konusu senedin alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Çermik Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 16.12.2014 tarihli ve 2014/15 E., 2014/408 K. sayılı kararı ile; dava konusu senedin davalıdan alınan yakıt karşılığında verildiği, senedin alt kısmında da bu hususun belirtildiği, eş söyleyişle verilen senedin malen verildiği, davacının çalıştığı fırının ekonomik işleriyle ilgilendiği, sunulan belgelerden söz konusu yakıtın davacının çalıştığı fırın için alındığı, davacının kendi adına almadığı; davalının icra takibinde kötü niyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile icra takibine konu olan senet yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine, icra inkâr tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Çermik Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket yetkili temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 08.03.2016 tarihli ve 2015/17577 E., 2016/4216 K. sayılı kararı ile;
“…Dava konusu senetteki davacı adına atfen atılan imza davacı tarafından kabul edilmiştir. Senet metninde ticari işletmeye atfen imzanın atıldığına dair bir açıklama yoktur. Ayrıca akaryakıtın davalı tarafından davacıya teslim edildiği de ihtilafsızdır. Bu durumda davacı imzaladığı senetten dolayı şahsen sorumlu olduğundan mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Çermik Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 20.09.2016 tarihli ve 2016/189 E., 2016/382 K. sayılı kararı ile; mahkemece önceki karar gerekçesi yanında, davacının delil listesinde bulunan ve dosya kapsamına alınan Çermik İcra (Hukuk) Mahkemesinin 2011/4 E., 2013/8 K. sayılı dosyasında davalı şirket temsilcisinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde davacının … Ekmek Fabrikasının sigortalı çalışanı olduğunu, yakıtları ihtiyacı olduğunda sipariş ettiğini, teslim aldığını ve ayrıca hesap işlerini de kendisi takip ettiğinden ödemeleri de kendisinin yaptığını beyan ettiği; Çermik Belediye Başkanlığı ve Mal Müdürlüğü cevabî yazılarında görüldüğü üzere davacının herhangi bir vergi kaydının bulunmadığı, … Ekmek Fabrikasının sigortalı çalışanı olduğu, şirket nam ve hesabına işlemler yaptığı, bu durumun davalı tarafından da kabul edildiği, bu hususun yine davalının icra mahkemesi dosyasında bulunan cevap dilekçesindeki “Bu senet hesap görüldükten sonra kalan toplam borcu ifade etmektedir ve davalı o zaman şirkete vekaleten (güvence) hesap görüp imzalamıştır” beyanı ile sübuta erdiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı şirket yetkili temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı tarafça imzası inkâr edilmeyen dava konusu bonodan dolayı davacının şahsen sorumlu tutulup tutulamayacağı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece davacının dava konusu senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine dair verilen kararın isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
13. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illî ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukukî işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
14. Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki, bono; ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (eTTK) 691/1. maddesi).
15. Bonoda şekil şartları eTTK’nın 688. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senet bono niteliğini kaybeder. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir.
16. Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik “bedel kaydı”dır. Yinelemek gerekirse “bedel kaydı” kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin, senedin lehtarından karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, soyut bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip, edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehtar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def’i nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.
17. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehtarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır.
18. Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir (YİBK’nın 12.4.1933 tarihli ve 1933/30-6 sayılı ilamı).
19. Bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı “malen” kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı “nakten” kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta’lili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi ta’lil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin ta’lili denmektedir. Bu anlamda ta’lil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir.
20. Nihayet, “malen” ibaresi bulunan bir bonoda malın teslim alındığı, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Alacaklının teslim ettiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın aksini diğer bir deyişle, malın teslim edilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir
21. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya ise menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), Ankara 2013, s. 346).
22. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
23. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
24. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.
25. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, eş söyleyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
26. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
27. Bedelsizlik iddiası, eTTK’nın 599. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) m.687) maddesi anlamında bir kişisel def’idir. Bedelsizlik bir kişisel def’i olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’ini ileri sürebilir.
28. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 61 vd. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 vd.) maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermektedir.
29. Kambiyo senedi düzenlenmesine neden olan hukukî ilişkinin, karşılıklı borç yükleyen sözleşme olması ve bu sözleşmeden doğan borcun ifası için kambiyo senedinin düzenlenmesi hâli ise sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.
30. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, temel borç ilişkisindeki para borcunun (kambiyo senedindeki temel alacağın) karşılığı olan edimin ifa edilmemesi hâlinde kambiyo senedinin bedelsizliğinden bahsedebilmek için, borçlunun BK 106 ve 108’deki (TBK m. 125) seçimlik haklardan borcun ifa edilmemesi sebebi ile olumlu zararının tazminini veya sözleşmeden dönerek olumsuz zararının tazminini talep yolunu seçmesi gerekir. Zira seçimlik haklardan ilki olan borcun ifası ve gecikme tazminatının talep edilmesi durumunda, sözleşmenin ifasını talep eden taraf kendi borcunu ifa ile yükümlü olduğundan, senet henüz bedelsiz kalmayacaktır. Borçlunun zaten var olan borcun ifası ile gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçmesi ile alacaklı (kambiyo senedi borçlusu) ifayı talep etmek hakkını kaybederken, borçlu da asli edim yükümlülüğünü yerine getirme borcundan kurtulur. İşte bu noktada senedin bedelsizliği bu hâllerde gündeme gelecektir.
31. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, mahkemece dava konusu senedin davalıdan alınan akaryakıt karşılığında (malen) verildiği, senedin alt kısmında da bu hususun belirtildiği, davacının çalıştığı fırının ekonomik işleriyle ilgilendiği, sunulan belgelerden ve müzekkere cevaplarından ise yakıtın davacının çalıştığı fırın için alındığı, davacının kendisi adına almadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
32. Mahkemece direnme kararı gerekçesinde dava konusu bonodan çek olarak bahsedilmesi hatalı olduğu gibi, dava konusu senet bono niteliklerine haiz olup, davacı adına atfen atılan imza davacı tarafından kabul edilmiştir. Senet metninde belirtilen ticari işletmeye (fırın) atfen imzanın atıldığına dair bir açıklama bulunmadığı gibi, akaryakıtın davalı tarafından davacıya teslim edildiği de ihtilafsız olduğuna göre, davacı asıl imzaladığı senetten dolayı şahsen sorumludur.
33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava konusu senedin kayıtsız ve şartsız borç ikrarı içermediğinden bono vasfına haiz olmadığı, zira söz konusu belgenin alt kısmında teslim alan ve teslim eden kısımlarının bulunduğu ve davacının söz konusu belgeyi akaryakıt teslim fişi olarak imzaladığı gerekçesiyle direnme kararının onanması görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
34. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Davalı şirket yetkili temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 29.03.2022 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

Davacı açtığı menfi tespit davasında kambiyo takibine konu edilen bonoyla ilgili olarak kendisinin borçlu olmadığını, işçi olarak çalıştığı işyerinin (fırının) ihtiyacı için alınan akaryakıtları teslim alan kimse olarak imzaladığını, borcun işyeri sahibine ait olduğunu, işyeri sahibinin ölümü ile mirasçılarından alacağını alamayan davacının imzaladığı teslim fişlerini kullanarak kendisinden alacak tahsil etmeye çalıştığını ileri sürmüştür. Davacı takibe konu belgedeki imzayı kabul etmiş ise de fırın için teslim edilen akaryakıtın teslim alınması nedeniyle bu imzanın atıldığını iddia etmektedir.
Davacı hakkında bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü takip yapılmış olduğundan öncelikle borç doğuran geçerli bir bono bulunup bulunmadığı üzerinde durulmalıdır.
Bono veya emre muharrer senedin unsurları ve unsur eksikliğinin sonuçları 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 688 ve 689. maddede düzenlenmiştir. Bono veya emre muharrer senet; senet metninde (Bono) veya (Emre muharrer senet) kelimesini ve senet Türkçe’den başka bir dilde yazılmışsa o dilde bono karşılığı olarak kullanılan kelimeyi, kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedeli ödemek vaadini, vâdeyi, ödeme yerini, kime ve kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını, senedin tanzim edildiği gün ve yeri, senedi tanzim edenin imzasını içermelidir (TTK 688/1).
Vâdesi gösterilmemiş olan bono, görüldüğünde ödenmesi şart olan bir bono sayılır (TTK 689/2). Açıklık bulunmadığı takdirde senedin tanzim edildiği yer, ödeme yeri ve aynı zamanda tanzim edenin ikametgâhı sayılır. Tanzim edilen yer gösterilmeyen bir bono, tanzim edenin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde tanzim edilmiş sayılır (TTK 689/3). Bu hâller saklı kalmak üzere TTK 688/1. maddede gösterilen unsurlardan birini ihtiva etmeyen bir senet bono sayılmaz.
Takibe konu belgede ödeme yeri ve keşide yeri yazılmamıştır. Ödeyecek olarak gösterilen kimsenin adı soyadı yanında adres veya yer bilgisi de olmadığından buna bağlı olarak da ödeme yeri ve tanzim yeri eksikliği giderilememektedir. Bu hâliyle takibe konu belge bono unsurlarını tam olarak içermediğinden bonoya dayalı bir alacağın varlığından söz edilemez.
Takibe konu belge bono vasfında değil ise de kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren bir belge olması hâlinde adi senet sayılacağından bu belgeye dayalı olarak alacak talep edilebilecektir. Borç ikrarından söz edebilmek için dayanılan belge içeriğinden borç ikrarının yani borçlanma iradesinin açıkça anlaşılması gerekir.
Davacının bu belgeyi bir borçlanma iradesiyle değil bir şeyin teslimi karşılığı imzaladığı belgede açıkça görülmektedir. Çünkü borçlu adına teslim alan olarak belge imzalanmıştır. Ayrıca belgede teslim eden olarak başka bir imza bulunmaktadır. Bu belgenin fırına teslim edilen akaryakıt nedeniyle imzalandığı da tarafların uyuşan beyanlarıyla sabittir. Borçlu adına teslim alan olarak imzalanan belgenin fırın için getirilen akaryakıtın teslim alınması nedeniyle imzalandığı çok açık biçimde anlaşılmaktadır. Belgenin hemen altında “20 günü geçen alacaklar litre fiyatı üzerinden ödeme yapılacaktır. Ödeme yaptığınızda ödeme fişini geri alınız” açıklamasının yer alması da bu belgenin teslim fişi olduğunu açıkça doğrulamaktadır. Belge içeriğinde bir bono metnine yer verilmiş ve bunun için ayrı bir imza yeri konulmuş olmasına rağmen teslim alan tarafından o imza yerinin imzalanmamış ancak daha aşağıdaki teslim alan bölümünün imzalanması, borçlanma iradesiyle değil işveren adına mal teslim alınması nedeniyle belgeye imza atıldığını da açıkça göstermektedir.
Davalının akaryakıt satışına ilişkin sözleşmesi kiminle arasında kurulmuşsa bu sözleşmeden doğan borçlar da sözleşmenin taraflarına aittir. Bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanunundaki (BK) temsil hükümlerine bakılmalıdır. Kanunun 32. maddesine göre; yetkili bir temsilci tarafından diğer bir kimse namına yapılan akdin alacak ve borçları, o kimseye intikal eder. Akdi yapar iken mümessil, sıfatını bildirmediği takdirde akdin alacak ve borçları kendisine ait olur. Şu kadar ki kendisiyle akdi yapan kimse, bir temsil münasebeti mevcut olduğunu hâlden istidlâl eder yahut bunlardan biri veya diğeri ile akit icrası kendisince farksız bulunur ise akdin hakları temsil olunan kimseye ait olur.
Davalının fırın işçisine yaptığı teslimin yeni bir sözleşme ilişkisi olmayıp davacının çalıştığı işyeriyle ilgili önceden mevcut bir sözleşmeye dayalı mal teslimi olduğu belgede borçlu adına ifadesine yer verilmesinden açıkça anlaşılmaktadır. Davacının borçlu adına mal teslim almaya yetkili olmadığı ve alınan akaryakıtın borçlu uhdesine geçmediği hâllerde davacı teslim alınan akaryakıt nedeniyle yetkisiz temsilci olarak sorumlu olabilir ise de davacının fırın çalışanı olmadığı ve fırın sahibi adına mal teslim almaya yetkili olmadığına dair bir iddia bulunmamaktadır. Kaldı ki teslim alınan akaryakıtın miktarını göstermesi gerektiği anlaşılan belgenin üst kısmı kesilmek suretiyle ortadan kaldırılmış ve sadece davacının sorumlu tutulamayacağı bono amaçlı belgede yer verilen kısım kalmış olduğundan dayanılan belge teslim alınan akaryakıt miktarını da göstermemektedir. Bu hâliyle teslim alınan akaryakıt miktar bölümünü davalı sunmaksızın belgeyi kullandığından bu belgeye dayanarak yetkisiz temsil hükümlerine göre talep edilebilecek bir alacak miktarını da bu belge ispatlamamaktadır.
Davacının borçlu olmadığının tespitine dair mahkeme kararı yukarıda açıklanan nedenlere dayalı olarak sonucu itibarıyla doğrudur. Bu nedenle gerekçesi düzeltilmek suretiyle mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan özel daire kararı gibi bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.