YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/19137
KARAR NO : 2012/21668
KARAR TARİHİ : 29.11.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacılar ile davalılardan … vekillerince temyiz edilmesi, ve davacılar vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davacılar ile temyiz eden davalı … vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 22.07.2004 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece ihale makamı olup kusuru da bulunmadığından davalılardan …’ne yönelik davanın reddine, anne ve babanın maddi zararları sigorta tahsisleri ile karşılandığından kardeşlerin ise hak sahibi olmamaları nedeniyle maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulü ile davalılar Bal-İş İnş San Tic AŞ, … ve …’dan tahsiline karar verilmiş ve bu karar davacılar ile aleyhine hüküm kurulan davalılardan … tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Mahkemece, ihale makamı olduğundan bahisle davalılardan …’ne yönelik davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi davacılar yararına manevi tazminatın takdirinde de hataya düşülerek fazla miktarda manevi tazminat takdir olunduğu görülmektedir.
Gerçekten, bir iş kazası sonucu, zarara uğrayan işçi veya hak sahiplerinin maddi veya manevi tazminat talepleri, ancak işveren veya kusurlu üçüncü kişilere karşı yöneltilebilir. Bunun dışında, aracı olarak tabir edilen kişiler aracılığı ile işe alınan işçilerin uğrayacakları zararlardan dolayı, asıl işveren aracılarla birlikte 4857 sayılı Yasanın 2/6. maddesi uyarınca sorumlu olur.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre davalı …’nün inşaat işini anahtar teslimi yaptırdığının kabulü mümkün bulunmamaktadır. Gerek 4857 sayılı Yasanın 2/6 ve gerekse 5510 sayılı yasanın 12/son maddeleri ile yürürlükten kalkan Sosyal Sigortalar Kanununun 87/2. maddesinde; aracının hukuksal açıdan tarifi yapılmış kimlerin aracı veya halk arasındaki deyimi ile “Taşeron” sayılacağı belirlenmiştir. Buna göre; aracıdan bahsedilebilmek için; öncelikle üst işveren ve bunun tarafından ortaya konulan bir iş olmalı ve görülmekte olan bu işin bölüm ve eklentilerinden bir iş alt işverene devredilmelidir. Çoğu kez bina inşaat işlerinde görüldüğü gibi, ana binayı veya asıl işi bitirmekle yükümlü bir işveren, bu işin doğrama, döşeme, su tesisatı gibi bölümlerini aracılara devretmektedir. Bu gibi durumlarda üst-alt işveren ilişkisinden söz edilebilir. Buna karşı, bir işin bütünüyle bir işverene devri durumunda veya anahtar teslimi denilen biçimde işin verilmesi durumunda, artık üst-alt işveren ilişkisi ortada bulunmamaktadır. Arsanın veya binanın salt maliki olmak ve ihale makamı olarak işi bütünüyle devretme durumlarında, ortada aracı denilen kurumdan söz edilemez. Çünkü burada iş tamamıyla ve bütün olarak bağımsız bir işverene devredilmektedir. Dava konusu olayda da, davacının olay tarihinde davalılardan Bal-İş İnş San Tic AŞ’ de çalışmakta iken, asıl işi yol yapımı ve bakımı olan davalı Kara Yolları Genel Müdürlüğünce Ünye Piraziz 3. Kısım yol inşaatının bir bölümünde yaptırılacak tesviye, sanat yapıları, köprü, alt temel plentmiks temel, banket, sathi kaplama, bitümlü sıcak karışım vs. işlerinin yapımı işinde, 28. Km de istinat duvarının yapımı sırasında 1 m yükseklikteki duvar üzerinde çalışırken gerideki evin atık sularının gevşettiği 3 m yüksekliğindeki toprağın üzerine kayması ile toprak altında kalarak öldüğü, dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca İnşaat işinin bütünüyle anahtar teslimi devrinin söz konusu olmadığı ortadadır. Bunun sonucunda da İş Kanununun 2/6. maddesi gereğince hüküm altına alınacak tazminattan kusuru bulunmasa bile asıl işveren olarak Kara Yolları Genel Müdürlüğünün de sorumlu olduğunun kabulü gerekirken sözleşme ve ekleriyle fiili durumun yanlış
yorumlanarak işin anahtar teslimi verildiğinden bahisle davalı Kara Yolları Genel Müdürlüğüne yönelik davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. Öte yandan yol yapımı kuruluş yasası gereği Kara Yolları Genel Müdürlüğünün asıl işi olup bu işin bir bölümünün başkasına verilmesi asıl işveren olarak sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı da ortadadır.
Manevi tazminata gelince:
Davacıların çocuğu ve kardeşi olan sigortalı Mehmet Koçuk’un öldüğü iş kazasında sigortalının kusurunun bulunmadığı davalı işveren Bal-İş İnş San Tic AŞ’nin % 100 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesi hükmüne göre Hakim: ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir. Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacılardan her biri yararına hüküm altına alınan manevi tazminatların fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, davalı … Müdürlüğünün hukuki durumunun belirlenmesinde ve manevi tazminatların takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacılar ile davalılardan … vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadasine, 29.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.