Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2009/8214 E. 2010/3514 K. 03.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8214
KARAR NO : 2010/3514
KARAR TARİHİ : 03.05.2010

MAHKEMESİ : ARSİN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında genel kadastro ile oluşan tapunun, tapu kaydına dayanarak açılan iptali davası sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 204 ada 5 parsel sayılı 3626.28 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı, tapu dışı ifraz, paylaşma ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 4/8 payı …, 1/8’er payı …, …, … ve … adlarına olmak üzere tespit ve tescil edilmiş; 4/8 pay maliki …’in payı mirasçılarının satışı ile davalı …’a intikal etmiştir. Davacı … ve arkadaşları, taşınmazda tespit maliki …’in payı bulunmadığı, tamamının kendilerine ait olduğu iddiasına dayanarak, davalı … adına kayıtlı 1/2 payın iptali ile adlarına tescili istemi ile dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulü ile çekişme konusu 204 ada 5 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile 504/2880 payın davalı …, 2376/2880 payın davacılar …, … ve … adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili ile davaya dahil ettirilen önceki malik … mirasçısı … ile … tarafından temyiz edilmiştir.
1- Murisleri Hikmet adına kayıtlı payı, kendilerine intikalinden sonra 22.1.1992 tarihinde kayden davalı …’a satmış olmaları nedeniyle tapu kaydında paydaş bulunmayan … mirasçılarının mahkemece davaya dahil edilmiş olmaları, kendilerine taraf sıfatı kazandırmayacağından … mirasçısı … ve …’ın temyiz inceleme isteklerinin REDDİNE
2-Davalı …’un temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, davalı tarafından tapudaki payı kayden satın alınan …’in tespite dayanak yapılan tapu kaydına göre payı 126/720 olmasına rağmen, kadastro sırasında yanlışlıkla 1/2 pay verilmiş olmasının hataya dayalı olduğu kabul edilmek suretiyle karar verilmiş ise de; mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Kadastro tespitinde 204 ada 1, 2, 3, 4, 5, 7 ve 197 ada 35 sayılı parselle aynı tapu kayıtları kapsamında kaldıkları belirtilerek ve malikleri arasında yapılan paylaşmaya, paydaş …’in katılmadığı kabul edilerek, …’e tüm parsellerde pay verilmek suretiyle tapu kayıt malikleri adına ayrı ayrı tespit edilmiştir. Dava edilen 204 ada 5 sayılı parsel de, tapu kaydı ve taksim nedeniyle 4/8 payı …, 1/8’er payı da …, …, …, … adına tespit edilmiş; tespite itiraz edilmediğinden
kesinleşerek 27.1.1991 tarihinde adlarına tescil edilmiştir. Tapu maliki …’in 1996 yılında ölümü ile mirasçı olarak diğer tapu malikleri davacılar …, … ve … kalmışlardır. Kadastro sonucu oluşan tapu kaydında 4/8 pay sahibi olan … mirasçılarının bu payı, kayden intikal ve satış suretiyle 22.01.1992 tarihinde davalı …’a geçmiştir. Davacılar…, … ve … tespit maliki …’in taşınmazda hakkı bulunmadığını ileri sürerek taşınmazın adlarına tescili talebi ile kayıt maliki … aleyhine hak düşürücü süre içinde mevcut davayı açmışlardır. Davalı ise, davaya konu payı tapu kaydına güvenerek ve iyi niyetle satın aldığını savunmuştur. Mahkemece Medeni Kanun’un 1023.(eski 931)maddesi doğrultusunda davalının iyi niyetli olup olmadığı yönünde araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Uyuşmazlık, Medeni Kanunun 1023. maddesiyle bu maddenin uygulanmasında gözönünde bulundurulması gereken ilkeleri tespit etmiş olan 14.2.1951 tarih ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının olaya uygulanması noktasında toplanmaktadır. Medeni Kanunun 1023. maddesi hükmüne göre, tapu sicilindeki kayda iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya diğer bir ayni hakkı iktisap eden kişinin bu iktisabı geçerlidir. Ancak, vakıa ve karinelerden olayda durumun gerektirdiği kendisinden beklenen ihtimamı sarfetmemiş olması itibariyle yasaca iyi niyet iddiasında bulunamayacağı belirmiş olan kimse, yukarda sözü edilen madde hükmünden yararlanamaz. Medeni Kanun’un 1023.maddesinde öngörülen düzenleme ile bizim hukukumuzda da diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi bireylerin huzur içinde alışverişte bulunabilmeleri, satın aldıkları malın bir süre sonra kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları ve bu suretle toplum düzeninin sağlanması düşünülerek satın alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Türk Medeni Kanunu’nun 2.maddesindeki “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” genel hükmü yanında, M.K.un 1023. maddesi düzenlenmiştir. Yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının defi değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re’sen) nazara alınacağı ilkeleri 08.11.1991 tarih 1990/4 Esas, 1991/3 Karar sayılı İnançları Birleştirme Kararı’nda da kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir. Hal böyle olunca; davalı …’un iyi niyetli bulunup bulunmadığı, …’in tapudaki payının gerçekte daha az olduğunu bilip bilmediği, bilmesi gerekip gerekmediği ve kötü niyetli olup olmadığı hususlarını ispat külfeti davacı tarafa düştüğünden, davacı tarafın göstereceği deliller de toplanmak suretiyle, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilip, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsiz olup, temyiz itirazları bu nedenle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 03.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.