Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2010/5453 E. 2010/6365 K. 24.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5453
KARAR NO : 2010/6365
KARAR TARİHİ : 24.11.2010

Mahkemesi :Sulh Hukuk Hakimliği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, İİK’nın 67. maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup; icra takibine takip borçlusu davalının vâki itirazının iptâli istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ve verilen karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Antalya 7. İcra Müdürlüğü’nün 2007/17325 takip sayılı dosyası kapsamından; davacı şirket tarafından davalı şirket hakkında adi takip yoluyla faturaları dayanak alarak başlatılan icra takibinden; 1.934,85 TL alacağın tahsilinin istendiği ve takip borçlusu davalının süresindeki itirazı sonucu takibin durduğu anlaşıldığı gibi, itirazın iptâli davasının da hak düşürücü nitelikteki bir yıllık süresinde açıldığı tespit olunmuştur.
Davalının icra takibine karşı yaptığı itirazına ilişkin dilekçesi ile temyiz dilekçesi kapsamı ve davacının açıklamaları ile dosyadaki bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde; yanlar arasında sözlü olarak “eser” sözleşmesinin yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Davacı, yüklenici; davalı ise iş sahibidir. Davacı, icra takibine dayanak alınan 07.08.2007 tarihli faturada gösterilen işleri yaparak davalıya teslim ettiğini ve uyuşmazlık konusu iş bedelinin hak edildiğini ve istenebilir olduğunu ileri sürmekte; davalı ise, davacıya borcunun bulunmadığını savunmaktadır.
Mahkemece, davacı tarafından sunulan yevmiye defteri ve defter-i kebir ticari defterlerini inceleyen bilirkişi tarafından sunulan 15.01.2010 tarihli bilirkişi raporu dayanak alınarak davacının ticari defterlerinde “alacak kaydı” bulunduğu gerekçesiyle defterlerindeki kayıtlar lehine delil sayılarak dava kabul edilmiştir. Ticari defter ya da defterlerin tacir olan diğer tarafın aleyhinde kesin delil sayılabilmesi için; TTK’nın 86. maddesi hükmü uyarınca, taraflardan birinin defterleri kanuna uygun olup da diğerinin ki olmaz veya hiç defteri bulunmaz yahut ibraz etmek istemezse; defterleri yasaya uygun olarak düzenlenmiş olan tacirin birbirini doğrulayan defterlerindeki kayıtlar, diğeri aleyhinde delil olur. Ancak, karşı taraf, aleyhinde delil olarak kabul edilen kaydın aksini yasal delillerle kanıtlayabilir. Somut olayda, davacı tarafından sunulan iki adet ticari defterin yasaya uygun olarak tutulmuş olduğu anlaşılamadığı gibi; az yukarıda belirtilen TTK’nın 86. maddesi hükmü uyarınca da davacı lehine davalı aleyhine “kesin delil” olarak kabul edilemez.
Borçlar Kanunu’nun 364. maddesi gereğince, yanlarca değişik bir ödeme şekli kararlaştırılmamış ise; iş bedeli, yüklenici tarafından işin iş sahibine teslimi zamanında istenebilir olur. Yüklenici davacının, sözleşme konusu işi yaparak davalıya teslim ettiğini ve bedelinin istenebilir olduğunu yasal delillerle kanıtlaması gerekir. Davalı ise, işin yapılmadığını veya iş bedelinin tamamen veya kısmen ödendiğini ve istenebilir olmadığını yasal delillerle kanıtlayabilir.
İş bedelinin yüklenici tarafından istenebilir olduğunun kanıtlanması ve iş bedeli tutarında da yanlar arasında uyuşmazlık olması halinde, iş bedelinin tutarının Borçlar Kanunu’nun 366. maddesinde öngörülen yasal yönteme uygun şekilde yaptırılacak inceleme sonucu mahkemece belirlenmesi gerekir.
Yukarıda açıklanan hususlar gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan sebeplerle davanın temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 24.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.