Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/1783 E. 2010/8917 K. 21.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1783
KARAR NO : 2010/8917
KARAR TARİHİ : 21.06.2010

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, Davalı ile dava dışı Okan arasında imzalanan 11/03/2002 tarihli Bireysel Ürün ve Hizmet Paketi Sözleşmesine kefil olduğunu, bu nedenle aleyhine icra takibi yapıldığını ancak takibe konu sözleşmede kendisinin sorumlu olacağı miktarın sözleşme imzalandığında yazılı olmadığı halde sonradan davalı tarafça yazıldığını ileri sürerek, kefalet sözleşmesi geçerli olmadığından, takip konusu borçtan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitiyle, %40 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, sonradan sözleşmenin doldurulduğu iddiasının yazılı delil ile ispat edilmesi gerektiğini, sözleşmede müşteri ve kefillerin talepleri doğrultusunda limit artırımı yapıldığını, limit artırımı yapılırken yeni bir sözleşme kullanılmadığını, eski bir sözleşme üzerinden işlemlerin devam ettiğini belirterek, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; Davanın kabulüne, davacının kötüniyet tazminatı isteğinin reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-İİK.nun 72/5 maddesi Hükmüne göre, borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, karşı tarafın talebi üzerine, alacaklının tazminatla mahkum edileceği belirtilmiştir. Davacı, takibe konu sözleşmede kendisinin sorumlu olacağı kefalet miktarının sözleşmeye sonradan eklendiğini, geçersiz sözleşmeye
dayanarak hakkında kötüniyet’le takip yapıldığını belirterek davalının kötüniyet tazminatı ödemeye mahkûm edilmesini talep etmiştir. Mahkemece, Bilirkişi raporuna göre, sözleşmede davacının sorumlu olduğu miktara ilişkin kısımların farklı kalem ile yazıldığı yine kredi sözleşmesinin düzenlendiği 2002 yılında geçerli para biriminin “Yeni Türk Lirası” olmamasına rağmen davacının kefalet miktarının YTL olarak düzenlendiği bu halde sözleşmenin sonradan doldurulduğu iddiasının kanıtlandığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar vermiştir. Bu itibarla, Sözleşmenin davalı tarafından sonradan doldurulmak suretiyle, geçersiz sözleşmeye dayanılarak davacı aleyhine takip yapmasında kötüniyetli olduğunun kabulü gerekir. Açıklanan nedenle, davacı lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesi gerekirken bu isteğin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden usulün 438/7 maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1 no’lu bentte açıklanan neden ile davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2 no’lu bentte açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazının kabulü ile kararın hüküm fıkrasının 1. Bendinin devamında yer alan “Davacı yanın kötüniyet tazminatı isteğinin reddine” ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine, “asıl alacak üzerinden % 40 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine ” ibaresinin yazılmasına, hükmün bu değiştirilmiş ve düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, 21.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.