Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/9341 E. 2021/13748 K. 09.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/9341
KARAR NO : 2021/13748
KARAR TARİHİ : 09.11.2021

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi…. Hukuk Dairesi

Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesince tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi… Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, kazalı sigortalının … tarihinde ve … tarihinde meydana gelen iş kazaları sonucu ayrı ayrı sürekli iş göremezliğe uğradığı iddiasıyla … tarihinde meydana gelen birinci kaza için 999,00-TL maddi, …. tarihinde meydana gelen ikinci kaza için 1,00-TL maddi, her iki kaza için 80.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili … tarihli talep artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebini birinci iş kazası için 133.743,77-TL’ ye , kinci iş iş kazası için 587,76-TL’ye çıkarmıştır.
II-CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
1-130.651,69 TL sürekli iş göremezlikten, 2.865,66 TL geçici iş göremezlikten, 226,42 TL tedavi ve bakım giderlerinden kaynaklı maddi tazminatın 23.09.2013 ilk iş kazası tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalıdan davacıya verilmesine,
2-149,27 TL geçici iş göremezlikten, 438,49 TL tedavi ve bakım giderlerinden kaynaklı maddi tazminatın 04.02.2015 ikinci iş kazası tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalıdan davacıya verilmesine,
3-25.500,00 TL manevi tazminatın 23.09.2013 ilk iş kazası tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine,
4-500,00 TL manevi tazminatın 04.02.2015 ikinci iş kazası tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilince mevzuat kapsamında tüm yükümlülükler yerine getirilmesine rağmen kazaların davacının kendisine verilen tüm eğitim ve talimatlara aykırı hareket etmesi ile dikkatsiz ve tedbirsiz davranışı sonucunda meydana geldiğini, kimsenin kendi kusuru ile hak temin edemeyeceği ilkesi gereğince davacının ağır kusuru karşısında müvekkili şirket açısından illiyet bağının kesildiğini, dosya kapsamında aldırılan kusur bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini ve müvekkili şirketin tüm sorumlulukları yerine getirdiği dikkate alınarak işyerinde keşif yapılarak itirazları doğrultusunda önceki bilirkişilerden farklı bir heyetten yeniden bilirkişi raporu alınması yönündeki taleplerinin dikkate alınmadığını, hatalı kusur bilirkişi raporu doğrultusunda yapılan hesaplamanın hükme esas alındığını, 04.02.2015 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle davacının meslekte kazanma gücü kaybına uğramadığının dosya kapsamı ile sabit olup, zarar şartı gerçekleşmediğinden maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin mümkün olmadığını, kusur bilirkişi raporunda bu hususun gözardı edilerek her iki iş kazası yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılmaksızın ve müvekkili şirketin meydana gelen kazalarda sorumluluğunun bulunmadığı dikkate alınmaksızın müvekkil şirkete %60 oranında kusur atfedilmesinin kabul edilemez olduğunu, kusur bilirkişi raporunda müvekkili şirketin hangi kazada, hangi mevzuat hükümlerine aykırı davrandığı, müvekkili şirketin yerine getirdiği mevzuat hükümlerine davacının uygun davranıp davranmadığı, müvekkili şirketin yerine getirmediği mevzuat hükmünün hangisi olduğu ve yerine getirilmeyen hükümle kaza arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkin hiçbir somut açıklama olmadığını, bilirkişi raporunda kazanın önlenmesi için hareketli haldeki aksama bir çalışanın nasıl bir ekipmanla müdahale etmesi gerektiği sorusunun cevabının da bulunmadığı ve kazalar ile kişisel koruyucu ekipman arasında nasıl bir illiyet bağı kurulduğunun anlaşılamadığı sabit olmakla kusur bilirkişi raporunun ve kusur bilirkişi raporu doğrultusunda hazırlanan hesap bilirkişisi raporunun dayanak alındığı hükmün kabul edilemez olduğunu, 23.09.2013 tarihli kazaya ilişkin olarak bilirkişi raporunda davacının makinede arıza onarımını yaparken makinenin alt kısımında açıkta çalışan koruyucusuz dişli kısmındaki kamaya sağ el başparmağını kaptırması sonucunda yaralandığı tespit edilmiş olup bu hususun kabul edilemez olduğunu, zira kazanın davacının arıza onarıldıktan sonra makine çalışır halde iken yağlama yapmak istemesinden kaynaklandığını, kazanın onarım esnasında meydana geldiğine dair tespitin hatalı olduğunu, ayrıca davacının eli ile müdahale ettiği kısımda koruyucu olarak kapak bulunduğunu, davacı dahil diğer çalışanların hareketli aksama doğrudan elleri ile müdahale etmelerinin mümkün olmadığını, davacının kapağı açtıktan sonra makineye eli ile müdahale ettiğinin sabit olmakla makinenin koruyucusuz olduğuna ilişkin tespitin de hatalı olduğunu, 04.02.2015 tarihinde meydana gelen kazaya ilişkin raporda davacının makinede arıza onarımı yapılırken …’in, kazalı ile koordine olmaması nedeniyle makineyi çalıştırmasından dolayı sol el avuç içi ve parmaklarından yaralandığı tespit edilmiş olup, bu hususun da kabul edilemez olduğunu, Zira … adlı çalışanın, davacının talimatı doğrultusunda makineyi açıp kapattığını, davacının makineyi çalıştırması yönünde talimat vermesi üzerine …’in makineyi çalıştırmış olup, süreci koordine etmesi gereken kişinin bizzat davacının kendisi olduğunu, davacının açık talimatı üzerine makinenin çalıştırıldığını, …’ in davacıyı görmemesi nedeniyle makineyi çalıştırdığına yönelik tespitin hatalı olduğunu, enerjisiz halde bulunan makinelerin çalıştırılması talimatını davacının kendisinin verdiğini, kazanın meydana gelmesinde kusurlu tek kişinin davacının bizzat kendisi olduğunu, makinelerde çalışma yapıldığına dair uyarıcı levha asılması hususu ile kazalar arasında illiyet bağı bulunmadığını, zira kazaların makinelerde onarım – bakım yapıldığını bilmeyen kişilerin makineleri çalıştırması nedeniyle meydana gelmemiş olup makine operatörü dahil diğer çalışanların makinelerin arızalı olduğunu, makineleri kullanmamaları gerektiğini bildiklerini, Davaya konu kazaların koordinasyonun sağlanmamasından değil, davacının bilerek ve isteyerek çalışır haldeki makineyi eli ile yağlamak istemesinden ve enerjisiz haldeki makinenin çalıştırılması şeklinde talimat vermesinden kaynaklandığını, 23.09.2013 tarihli kazada, davacının arızaya müdahale edip işini bitirdiğini, ancak makine yağlamak istediğini,makine çalışır haldeyken yağlama işini yapmaya başlamış olduğunu, davacının SGK müfettişine olayla ilgili verdiği ifadesinde Arızayı bularak makinenin altında olduğu için altına yattığını, tamirini yaptığını, deneme yaptıklarını, düzeldiğini görünce makinenin altına yatmışken yağlamasını da yapmak istediğini, makineyi gresle yağladığını, yağlama yaparken makinenin çalıştığını ifade etmiş olmakla kazanın; davacının bilerek ve isteyerek (koruyucu kapağı açarak) çalışır haldeki makineyi yağlamasından dolayı meydana geldiğini, 04.02.2015 tarihli kazanın ise tanık …’ in beyanı ile de sabit olduğu üzere davacının makinenin çalıştırılması yönünde talimat vermesinden kaynaklandığını, kazanın meydana gelmesinde davacının ağır kusuru bulunduğunu, kazanın davacının emir ve talimatlara aykırı, tedbirsiz ve dikkatsiz davranması nedeniyle meydana geldiğini, kaza tarihleri itibariyle yaklaşık 12-14 yıldır müvekkili şirkette çalışan davacının kıdemi, yaşı, tecrübesi dikkate alındığında müvekkil şirket açısından illiyet bağının kesildiğinin açık olup aksi yöndeki yerel mahkeme kararının kabul edilemez olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Dava, 23/09/2013 tarihinde ve 04/02/2015 tarihinde meydana gelen iş kazaları sonucu her bir kaza nedeniyle ayrı ayrı sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, meydana gelen iş kazalarında sorumluluğun tespiti noktasında toplanmaktadır.
Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
Anayasanın 17. maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde; “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.
İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” hükmü düzenlenmiştir.
Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığını 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir.
Anılan fıkrada “İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.
Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun “İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri” kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre “İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.”
Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77. ve devamı bir kısım maddeler 30/06/2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesine göre;
(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede;
a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.
d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.
(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.
(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.
(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.
Aynı kanunun ” Risklerden Korunma İlkeleri ” kenar başlıklı 5.maddesine göre;
(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.
a)Risklerden kaçınmak.
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.
c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.
ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.
d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.
e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.
f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.
Yine 6331 sayılı Kanun ” Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma” karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.
(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.
a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,
b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,
c) İşyerinin tertip ve düzeni,
ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu,
2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.
(3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.
(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, ” Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5.maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK . 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar)
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir.
Kanunun 19. Maddesine göre;
(1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür.
(2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır.
a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek.
b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak.
c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek,
ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.
d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle 4857 sayılı Kanunun 2. maddesinin dördüncü fıkrası, 63. maddesinin dördüncü fıkrası, 69, maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77, 78, 79, 80, 81, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 95, 105 ve geçici 2. maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan ” İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere” ifadesi ile 98. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ” 85. madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası” ifadesi metinden çıkartılmıştır.
Yine 6331 sayılı Kanunun “Atıflar ” kenar başlığını taşıyan geçici 1. maddesinde “(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır” hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; “İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü” olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; “İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi” olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
4857 sayılı İş Kanununun 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19. maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.
6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.
Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
Dosya kapsamından, davacı sigortalının davalı iş yerinde bakım onarım ustası olarak çalıştığı, 23/09/2013 tarihinde kahvaltılık üçgen peynir imal makinesinde arıza onarımı bakımını yaparken makinenin alt kısmındaki açıkta çalışan koruyucusuz dişli kısmındaki kamaya sağ el baş parmağını kaptırması sonucu sağ el baş parmağın total ampütasyonu ile %25 oranında sürekli iş göremezlik oranı ile neticelenen kazada yaralandığı, 04/02/2015 tarihinde ise kaşar peyniri ambalaj/paketleme makinesinde oluşan arızanın bakım onarım tamirini tezgah altına girerek yaptığı sırada anılan makine operatörü ile aralarında koordinasyon bozukluğu olması, makine operatörünün kazalıyı bulunduğu makine altında göremeyişi nedeni ile stop konumdaki makinenin çalıştırma düğmesine bastığı, bunun üzerine makinenin pistonunun yukarı kalkması ile kazalının sol elinin pistona sıkışması sonucu % 0 oranında sürekli iş göremezlik oranı ile neticelenen ikinci kazada yaralandığı, Sosyal Güvenlik Kurumu raporunda meydana gelen her iki olayın iş kazası olduğu, her iki kazanın meydana gelmesinde davalı işverenin % 60, kazalının % 40 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, mahkemece alınan 24/09/2017 tarihli kusur bilirkişi raporunda da davalı işverenin % 60, kazalının % 40 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği ve bu raporun hükme esas alındığı ancak anılan raporda farklı tarihlerde meydana gelen iş kazaları yönünden ayrı ayrı kusur dağılımı ve değerlendirmesi yapılmadığı dolayısıyla raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece yapılacak iş; hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından, aynı olaylara ilişkin ceza dosyası ile rücu dava dosyasındaki kusur raporlarının da dosya kapsamına getirtilerek – verilen kararların kesinleşip kesinleşmediğinin gözetilerek, yukarıda bahsedilen kusur raporunu düzenleyen heyetlerden farklı, A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine konuyu incelettirmek, alınacak bu raporda tarafların alması gerekli önlemlerin neler olduğunu, bu önlemlerin alınıp alınmadığını nedenleri ile birlikte açıklayarak, dosyada mevcut tüm raporlar arasındaki çelişkiyi gidererek, tarafların dosyada mevcut kusur raporlarına itirazları da göz önünde tutulmak suretiyle her iki olay ayrı ayrı değerlendirilerek ilk olayda işveren olan davalının ve davacı sigortalının bu olay nedeniyle kusur payını belirlemek, ikinci olay nedeniyle aynı şekilde işveren olan davalının ve davacı sigortalının kusur payını belirlemek, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09/11/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.