YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7384
KARAR NO : 2012/1911
KARAR TARİHİ : 20.02.2012
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : … 1. İş Mahkemesi
Davacı, davalı kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacıya 1.12.2006-20.6.2009 tarihleri arasında ödenen yaşlılık aylıkları nedeniyle Kuruma borçlu olmadığının tespiti (menfi tespit) istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının Kurumu yanıltmaya yönelik bir davranışı bulunmadığı, davacının yaşlılık aylığı koşullarına sahip olup olmadığını tespite yarayan tüm bilgi ve belgelerin Kurumda bulunması nedeniyle gerekli araştırma ödevini yapmayan Kurumun hatalı olduğu, davacının kötüniyetli sayılamayacağı ve davacının eksik primleri daha sonra ödediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacı M.. V..’a 506 sayılı Yasa’nın Geçici 81.maddesinin (B)/d alt bendi gereğince 5164 prim gün sayısı bulunması ve Yasa’nın aradığı sigortalılık süresi ve yaş koşulunu da sağladığı gerekçesiyle 1.12.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı ancak Kurum görevlilerinin hatası sonucunda … isimli bir başka sigortalıya ait 60 günlük hizmetin yanlışlıkla davacının prim ödeme gün sayısına dahil edildiğinin anlaşılması üzerine bu hizmetin davacının prim ödeme gün sayısından düşülmesi sonucu kalan 5104 prim gün sayısının, Yasa’nın 81/B-d alt bendinde yaşlılık aylığına hak kazanmak için aranan 5150 prim gün sayısının altında kalması nedeniyle Kurumun davacıya ödenen yaşlılık aylığını durdurarak 1.12.2006-20.6.2009 tarihleri arasında yersiz ödenen 17.397,55 TL nin iadesini istediği, davacının daha sonra isteğe bağlı sigortalılık statüsünde 120 gün daha prim ödemesi üzerine 1.7.2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı anlaşılmaktadır.
Öncelikle, davacının 27.11.2006 tarihli yaşlılık aylığı yazılı istek tarihinde yaşlılık aylığı koşullarına sahip olup olmadığı belirlenmelidir. Davacının ülkemizdeki sigortalılık başlangıç tarihi 1.5.1989 olup 3201 sayılı Yasa’nın 5/2 maddesine göre 875 gün yurtdışı borçlanması nedeniyle sigortalılık başlangıç tarihi 875 gün ( 2 yıl 5 ay 5 gün ) geriye götürüldüğünde sigortalılık başlangıç tarihinin 27.11.1986 olduğunun kabulü ile 23.5.2002 tarihi itibariyle sigortalılık süresi “15 yıldan fazla 16 yıldan az olduğundan” 506 sayılı Yasa’nın Geçici 81/B-d alt bendine göre “20 yıllık sigortalılık süresini”, “43 yaşını” ve “5150 prim gün sayısı” koşullarını sağlaması halinde yaşlılık aylığına hak kazanacaktır. 23.5.1962 doğumlu davacı, 27.11.2006 yaşlılık aylığı istek tarihinde 43 yaşını ikmal etmiş ve 20 yıllık sigortalılık süresini doldurmuş ise de toplam prim gün sayısı 5104 olduğundan yaşlılık aylığına hak kazanmamıştır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 6111 sayılı Yasa’nın 44.maddesi ile değişik 5510 sayılı Yasa’nın “Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” başlıklı 96. maddesinde ise;
“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmü yer almaktadır.
Diğer taraftan, mahkemece davacının kötüniyetinin bulunmadığı belirtilerek 818 sayılı Borçlar Kanun’unun 63. maddesi de değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi nedeniyle uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Kanun’un 63. madde hükmünün uygulama yeri olup olmadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63’üncü maddesi uyarınca iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacaktır. Buna karşın; zenginleşenin, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor olması halinde, kötü niyetli sayılacağında da kuşku bulunmamaktadır.
Mahkemece Borçlar Kanun’un 63. maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak karar verilmiş ise de 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi de sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğindedir. Bu durumda özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanun’un özel düzenleme içeren 96. maddesi hükmünün genel nitelikteki 818 sayılı Borçlar Kanun’unun 63. maddesi hükmüne nazaran uygulama önceliğine sahip olduğu tartışmasızdır.
O halde, yukarıda yapılan açıklamaların ışığında özel kanun niteliğindeki 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 15.6.2011 gün ve 2011/21-362-409 E.K. sayılı kararı da aynı yöndedir)
Açıklanan nedenlerle, mahkemece öncelikle, 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi kapsamında araştırma ve inceleme yapılarak, yersiz ödemenin davacı sigortalının kasıtlı ve kusurlu davranışından mı, davalı Sosyal Güvenlik Kurumunun hatalı işleminden mi kaynaklandığı; eş söyleyişle davacının sebepsiz zenginleşmede iyiniyetli olup olmadığı hususlarının belirlenmesi; ardından da yine 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi hükmü gözetilerek yapılacak değerlendirme ve varılacak sonuç ile iade yükümünün kapsamı konusunda bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.