YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/19015
KARAR NO : 2013/20427
KARAR TARİHİ : 01.10.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı Dışişleri Bakanlığı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı Dışişleri Bakanlığı tarafından Kazakistan-Astana’da yaptırılmakta olan Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçilik binasının yapım işini üstelenen diğer davalı Yapı Uluslararası İnş. ve Dış Tic. A.Ş işçisi olarak çalıştığını, ücretlerin düzenli ödenmediği gibi, fazla mesai, hafta tatili ile bayram tatili ücretlerinin ödenmediğini, ihbarda bulunulmadan iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, davalılar arasındaki sözleşmede işçilerin alacaklarının hak edişten kesilerek öncelikle ödeneceği belirtilmesine rağmen ödenmediğini, sigorta primlerinin yatırılmadığını belirterek, alacaklarının davalı işverenlerden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı Dışişleri Bakanlığı vekili Bakanlığın, Kazakistan-Astana’da yaptırılmakta olan Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçilik bina inşaatını ihale ile ve bir anlamda anahtar teslimi olarak diğer davalı işverene verdiğini, müvekkilinin işyerinde bir işverenlik sıfatı bulunmadığından, diğer davalı ile aralarında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olmadığını, bu sebeple 4857 İş Kanunu’nun 2/6 maddesi uyarınca bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu sebeple kendilerine husumet tevcih edilemeyeceğini, teminatın bir riziko sebebiyle ihale eden kuruma verildiğinden akıbeti bilinmeyen bir konuda tedbir konulamayacağını beyan ederken, diğer davalı yetkilisi, sözleşmenin tarafının Astana Büyükelçiliği olduğunu, Büyükelçiliğin ayrı tüzel kişiliğe sahip olup, davalı Bakanlığa karşı dava açılamayacağını, ayrıca kendilerinin adresinin İstanbul olması sebebiyle davanın İstanbul Mahkemelerinde açılması gerektiğini, davacının işyerinde çalıştığı hakkında bir kayıt bulunmadığı gibi, kontrollerin sıkı yapıldığı Kazakistan’da Turist vizesi ile giriş yapan bir kimsenin işçi olarak çalıştırıldığının kabul edilemeyeceğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda alınan hesap raporuna itibar edilerek, yapım işleri sözleri sözleşmesi ile davalı Yapı Uluslararası İnşaat ve Dış Ticaret A.Ş.’nin, Astana Kançılarya binası, Astana Büyükelçliği Evi, Lojman ve Hizmet Binası ve ek bina inşaatının şartnameye uygun olarak yapım işini üstlendiği, sözleşmenin diğer tarafının Almatı Büyükelçiliği olduğu, hakedişlerin davalı Dışişleri Bakanlığınca davalı Yapı Uluslararası İnş. ve Dış Tic. A.Ş.’ne ödendiği, teminat senetlerinin Dışişleri Bakanlığının uhdesinde bulundurulduğu, bu bağlamda davalı Bakanlığın ihale makamı olarak 4857 sayılı Kanun’un 36. maddesi uyarınca her hakediş dönemi için ihale makamının ücret alacaklarından sorumluluğu üç aylık tutar ile sınırlı tutulduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar davalı bakanlık vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesine göre;
“1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
Halen yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8. maddesine göre, iş mahkemelerince verilen nihaî kararlara karşı kanun yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliğ tarihinden itibaren sekiz gündür.
Taraflar hükmün tefhiminin 6100 sayılı Kanun’un 297/2 maddesinde sayılan unsurları taşımaması halinde hak ve borçlarını bilemeyeceklerinden temyiz süresini kaçırmamak, hak kaybına uğramamak için kararı gereksiz yere temyiz etmek zorunda kaldıkları bir gerçektir.
Bu sebeplerle hükmün tefhimi sırasında 6100 sayılı Kanun’un 297/2 maddesinde belirtildiği üzere “taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun’un 154 ve devamı maddelerine göre, “Hâkim, tahkikat ve yargılama işlemlerinin icrasıyla, iki tarafın ve diğer ilgililerin sözlü açıklamalarını, gerekirse özet olarak zabıt kâtibi aracılığıyla tutanağa kaydettirir. Taraflar veya diğer ilgililer sözlü açıklamalarını hâkimin izniyle doğrudan da tutanağa yazdırabilir. Tutanak, hâkim ve zabıt kâtibi tarafından derhâl imzalanır. Ön inceleme, tahkikat ve yargılama işlemleri, ancak tutanakla ispat olunabilir”. Tutanak resmi bir evraktır. Seri olarak açılan davalarda da her bir dava dosyası için ayrı ayrı tutanak tutulması, imzalanması ve kısa kararın tefhim edilmesi zorunludur.
Her dosya için ayrı ayrı duruşma tutanağı düzenlenmesi, sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması, tefhim edilen kısa karara aykırı olmaması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve yapılan yargılamaya, mahkeme kararına güven sarsılmış olacaktır. Asıl olan tefhim edilen kısa karardır. Gerekçeli kararın kısa karara uygun olmaması, çelişki yaratır ve gerekçeli kararın yok hükmünde olduğu anlamına gelir. Belirtmek gerekir ki, kısa karar ile gerekçeli karar çelişkisi, Yargıtay İçtihatların Birleştirilmesi Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı kararı gereğince bozma sebebidir.
Bu kanuni şekil yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir.
Somut uyuşmazlıkta mahkemece seri olarak açılan davalar için bir kısım celselere ait duruşma tutanakları için tek bir tutanak tutulmuştur. Yine seri dava dosyaları için dava dosyalarının seri başı ve seri sonu gösterilmek suretiyle tutulan duruşma sırasında davacı tanıkları dinlenmiş, dilenen davacı tanıklarının her bir dosyanın davacıları için davacının iddiası doğrultusunda ayrı ayrı beyanı alınması yerine tüm davacılar için ortak beyanda bulunmuştur.
Duruşmanın nasıl icra edileceği ve duruşma zaptının nasıl oluşturulacağı 6100 sayılı Kanun’un 154. ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak belirtilmiştir.
Duruşma tutanakları resmi belgedir.
Her dosyanın duruşma tutanağının kanunda belirtildiği şekilde düzenlenmesi ve hakim ile zabıt katibi tarafından derhal imzalanması şarttır.
Kanunda belirtilen bu imza “ıslak “ imza ya da usulünce atılan e-imzadır.
Duruşma tutanaklarının sıhhati yargılamanın güvenilirliğinin temel şartıdır.
Somut yargılamada seri olarak açılan ve yargılaması birlikte yapılan dava dosyalarında ilk dosyanın dışındaki dosyalarda bir kısım duruşma zabıtların serinin ilk sırasındaki dava dosyasındaki zabıtların fotokopisi olduğu anlaşılmıştır.
Her dosyaya özgü duruşma tutanağının düzenlenmemesi belgelendirmeyi bozucu olup, 6100 sayılı Kanun’un 154 ve devamı maddelerine aykırıdır.
Sonuç olarak duruşma zabıtları fotokopi ile oluşturulan, karar tefhimi kanuna uygun olmayan kararın salt bu sebeplerle sair yönleri incelenmeksizin bozulması gerekmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 01.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.