Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2013/11356 E. 2013/21428 K. 11.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/11356
KARAR NO : 2013/21428
KARAR TARİHİ : 11.10.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, davalı işveren Aras Kargo Yurtiçi Yurtdışı Taşımacılık A. Ş.’nin Ostim Şube Müdürlüğünde sürekli iş sözleşmesi ile 11.11.2003- 28.05.2007 tarihleri arasında çalıştığını ve emekli olduğunu, emekli ikramiyesi ve diğer haklarını alamadığını, sağlık sorunlarının çıktığını, 06.10.2007 tarihine kadar Şube Müdürü kadrosunda çalıştığını, davalı işverenin maaşını devamlı olarak asgari ücret olarak gösterdiğini ve Sosyal Güvenlik Kurumu primlerini düşük maaş üzerinden yatırdığını, bu durumun düzeltilmesini davalıdan defalarca istediğini fakat bu düzeltmeyi yapmadığını, davalı işverenin düzenli bir maaş ödemesi yapmadığını, maaşlarını avanslar halinde ödediğini, emekli ikramiyesi ve diğer haklarını alamadan 06.10.2007 tarihine kadar davalı işyerinde işçi olarak çalıştığını, emekIilikle beraber emeklilikten doğan haklarının kendisine ödenmesini defalarca sözlü olarak talep ettiğini, sonra Ankara 16. Noterliğinden keşide ettiği ihtarname ile alacaklarının ödenmesini talep ettiğini ancak bu zamana kadar hiçbir hakkının ödenmediğini belirterek kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücretinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davayı ve iddiaları kabul anlamına gelmemek üzere 11.11.2003 tarihinden itibaren hak talebinde bulunduğundan davacının alacaklarının zamanaşımına uğradığını, bu sebeple yargılama sırasınca tüm alacakları için zamanaşımı itirazında bulunduklarını, kıdem tazminatının davalı işveren tarafından ödenmemesinin söz konusu olmadığını, davacı ile bu konuda görüştüklerini ancak kendisine ödenmek istenen kıdem tazminatını az bulduğunu ve almadığını, 01.04.2004-15.06.2005 tarihleri arasında ayrı bir ticari işletme olan dava dışı Aras Kargo Plevne Acenteliğinde çalıştığını, bu dönem için ilgili acenteden tüm hak ve alacaklarını aldığını, ekte sunulan ibraname ve feragatnameden anlaşılacağını, ibra edilmiş olduğunu, bütün dava talep haklarından feragat ettiğini, bu sebeple ibra ve feragatname gereğince 01.04.2004-15.06.2005 tarihleri arasının dava dışında tutulması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı kanuni süresi içinde davalı temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, işveren tarafından yapılan 12.12.2007 tarihinde yapılan kısmi ödemenin işçinin alacağından mahsup edilmesi gerekip gerekmediği, mahsup edilecekse hangi alacağına mahsup edileceği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın normatif dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 100-102. maddeleridir. 6098 sayılı Kanun’un 100. maddesinde “Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz.
Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir. ” kuralına yer verilmiş; 102. maddesinde “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır. ” kuralı düzenlenmiştir.
6098 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen hükümleri öncelikle muacceliyet ve temerrüt kavramlarının açıklanmasını gerektirmektedir.
Muacceliyet, alacaklının borçludan borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisidir. Borç muaccel olmadan borçlu temerrüdü söz konusu olmaz.
Temerrüt, en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hale gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir. Kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. Başka bir ifadeyle, temerrütten söz edilebilmesi için, öncelikle muaccel bir borcun ve alacaklının o borca yönelik ihtarının bulunması gerekir. Kural böyle olmakla birlikte, borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ihtarının gerekmediği bazı durumlar da vardır: Örneğin, ifa gününün taraflarca birlikte kararlaştırıldığı, borçlunun borcu ifa etmeyeceğini bildirmiş olduğu veya hal ya da durumundan bu sonuca varılabildiği durumlarda, temerrüdün gerçekleşmesi için alacaklının ihtarına gerek yoktur.
Tek bir borç ilişkisinin söz konusu olduğu durumlarda, borçlu para borcunun faiz ve masraflarını ödemede temerrüde düşmemişse yaptığı kısmi ödemeyi anapara borcuna mahsup etme hakkına sahiptir. Ancak, para borcunun bir kısmı için kefalet, rehin veya benzeri bir teminat verilmişse, yapılan kısmi ödemenin teminatlı olan borca mahsubu istenemez. Bu durumda, kısmi ödemenin teminatsız olan ya da teminatı daha az olan borca
mahsubu gerekir. Borçlu, faiz ve masrafları ödemede temerrüde düşmüşse yaptığı kısmi ödeme öncelikle gecikmiş faiz ve masraf borçlarına mahsup edilecektir. Hukuk Genel Kurulunun 27.09.2000 tarih ve 2000/12-1148 esas, 2000/1193 karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, 6098 sayılı Kanun’un 100. maddesi gereğince, ödemelerin öncelikle asıl alacaktan düşülebilmesi için, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmemiş olması zorunludur. Gecikme ve alacaklının iradesini açıklaması halinde, ödenen kısmın öncelikle faizden düşülmesi gerekir. İcra takibi, ödemeye ihtirazi kayıt konulması irade açıklamasıdır.
Birden fazla borcu bulunan borçlunun yaptığı ödeme, ifa zamanında beyan ettiği borca mahsup edilir. Borlu, ödeme sırasında, yapılan ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu beyan etmemiş veya alacaklının makbuzda belirttiği borca derhal itirazda bulunmamışsa makbuzda belirtilen borca mahsup edilmelidir.
Birden fazla para borcunun bulunduğu bir borç ilişkisinde, borçlunun, yapılan kısmi ödemenin hangi borç için mahsup edildiğini belirtmemesi, alacaklının da ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu makbuzda göstermemesi durumunda, kısmi ödemenin hangi borca mahsup edileceği sorunu 6098 sayılı Kanun’un 102. maddesine göre çözümlenmelidir. Bu gibi durumlarda, kısmi ödeme öncelikle muaccel olan borç için yapılmış sayılır. Ödeme zamanında birden fazla borç muaccel hale gelmişse, ödeme ilk takibe konulan borca mahsup edilir. Muaccel olan borçlardan hiçbiri takibe verilmemişse kısmi ödeme ifa zamanı önce gelen borca mahsup edilmiş sayılır. Borçların ifa zamanları (vadeleri) aynı günde gelmişse yapılan kısmi ödeme borçların miktarlarıyla orantılı olarak mahsup edilir. Borçlardan hiçbirinin ifa zamanı gelmemişse, kısmi ödeme alacaklı için güvencesi en az olan borca mahsup edilmiş sayılır.
İş sözleşmesinden doğan para borçlarının kısmi ifasında, mahsubun ne şekilde yapılacağı ile ilgili 4857 sayılı İş Kanunu’nda özel bir düzenleme bulunmadığından, Borçlar Kanununun yukarıda belirtilen genel hükümleri kapsamında sorun çözümlenmektedir. İşçinin işverenden bir alacağının, örneğin sadece kıdem tazminatı alacağının bulunduğu durumlarda, kısmi ödeme sebebiyle mahsup işlemi 6098 sayılı Kanun’un 100. maddesi çerçevesinde yapılacaktır. Dairemiz uygulamasına göre, temerrüde düşmüş olan işverenin yaptığı kısmi ödeme işçinin bu hususta beyanda bulunup bulunmadığına bakılmaksızın öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmelidir.
Borcun taksitle ödenmesi konusunda yapılan anlaşma aksi öngörülmemişse, kural olarak, işçinin faiz talebinden vazgeçtiğini kapsar. Ancak, bu sonuç işverenin taksit anlaşmasına uygun hareket etmesine bağlıdır. İşverenin taksitlerden birini zamanında ödememesi halinde, işçinin faizle ilgili feragati geçersiz hale gelir ve sadece ödenmeyen taksit için değil, tüm alacak için faiz talep hakkı doğacaktır. Bu durumda ödenmiş olan önceki taksitlerin öncelikle faiz ve masraflara mahsubu gerekecektir. Kuşkusuz taksit sözleşmesinin işçinin serbest iradesi ile meydana gelmesi gerekir.
İşçinin birden fazla alacağının söz konusu olması halinde, yapılan kısmi ödemenin hangi alacağa ilişkin olduğu işveren tarafından ödeme sırasında belirtilmemiş ve işçi tarafından da bu husus makbuzda gösterilmemiş ise, mahsup işlemi 6098 sayılı Kanun’un 102. maddesine göre yapılacaktır. 4857 sayılı Kanun’da işçinin sözleşme ve kanundan doğan alacaklarının muacceliyet ve vade zamanları konusunda değişik hükümler öngörülmüştür.
4857 sayılı Kanun’a göre ücret en geç ayda bir ödenir. İş hukuku mevzuatımızda Basın İş Kanunu’nun 14. maddesi hariç, ücretin peşin ödeneceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu sebeple ücret, çalışılan ayı takip eden aybaşında muaccel hale gelmektedir. Fazla mesai, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin muacceliyet tarihleri normal aylık ücret gibidir. İşçinin ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti sözleşmenin feshi ile muaccel hale gelir.
4857 sayılı Kanun’un 120. maddesi uyarınca yürürlüğü devam olunan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca, işveren kıdem tazminatı borcu bakımından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte temerrüde düşer. Yukarıda belirtilen diğer tazminat ve alacaklar bakımından ise, tarafların sözleşme ile kararlaştırdıkları ödeme zamanı ya da işçi tarafından gönderilecek ihtarnamede belirtilen ödeme günü itibariyle işverenin temerrüdü gerçekleşir.
Buna göre, öncelikle muaccel olan normal aylık ücret ve fazla mesai alacağına ilişkin borçlarına mahsup edilmelidir. Kalan miktar ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücreti borcuna mahsup edilecektir. Anılan borçların muacceliyet tarihleri aynı olduğundan, temerrüt tarihi önce gerçekleşmiş olan borca yani kıdem tazminatına mahsup edilecektir.
Somut olayda, işverence kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve ücret alacağı ödemesi adı altında davacıya yapılan 12.12.2007 tarihli 1.049,61 TL ödemenin kıdem tazminatı alacağından mahsubu gerekirken, işverenin ödemenin hangi alacağa ilişkin olduğuna dair açıklama yapmadığı ve belge sunmadığı gerekçesiyle yanlış yorum ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Öte yandan, işverence dosyaya sunulan 2004/1,2,3. aylara ilişkin imzalı ücret bordrolarında davacıya fazla çalışma ücreti tahakkuku yapıldığı, bu belgelerin mahkemece bozma ilamından sonra dosyaya sunulduğu gerekçesiyle dikkate alınmadığı anlaşılmıştır. Ödeme iddiası itiraz mahiyetin de olduğundan ve yargılamanın her safhasında ileri sürülebileceğinden, davacının ücret bordrolarında görülen imzası hakkında beyanı alındıktan sonra, imzaların davacıya ait olduğunun belirlenmesi halinde bu aylar dışlanarak fazla çalışma ücretinin hesaplanması, aksi halde şimdiki gibi karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.