Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2011/8048 E. 2012/6047 K. 05.07.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8048
KARAR NO : 2012/6047
KARAR TARİHİ : 05.07.2012

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay bozma ilamında özetle; “tespite dayanak teşkil eden tapu kayıtlarının sınırları ve miktarı itibariyle çekişmeli taşınmazı kapsayıp kapsamadığı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunup bulunmadığının sorulması, tapu kaydının kapsamında kaldığı tarafların kabulünde ise taksim olgusuna dayanılmadığına göre tespit gibi tescile karar verilmesi aksi halde tapu kaydının miktarına değer verilmek suretiyle bu miktarın tespit gibi tesciline, kalan kısım için zilyetlikle mülk edinme koşulları ve kullanım durumları değerlendirilmek suretiyle tarafların yerleri ayrı ayrı belirlenerek tescillerine karar verilmesi” gereğine işaret edilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne, fen bilirkişisinin 23.07.2009 günlü raporunda (e) harfi ile gösterilen kısmın tespit gibi tesciline, (A) harfi ile gösterilen kısmın Murteza Sezgin, (B) harfi …, (C) harfi …, (D) harfi …, (E) harfi …, (F) harfi … mirasçıları adına miras payları oranında, (G) harfi …, (H) harfi …, (I) harfi …, (J) harfi …, (K) harfi … mirasçıları adına miras payları oranında, (L) harfi … ve (M) harfi ile gösterilen kısmın … adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında “aleni yargılama ilkesi” ve “hukuki dinlenilme hakkı” da yer almaktadır. Anılan prensiplerin amacı, yargılama sürecini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme sürecini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. Anılan prensipler, mahkemelerce duruşmada tefhim edilen hüküm sonucu ile gerekçeli kararın uyumlu olmasını zorunlu kılmaktadır. Nitekim, 10.04.1992 tarih 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Bileştirme Kararı ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388 ve 389. maddeleri ve 01.10.2011 tarihinde
yürürlüğe giren 6100 sayılı …K’nun 298. maddesi hükümleri de gerekçeli kararın, tefhim edilen kısa karara uygun bulunmasını gerektirmektedir. Ne var ki, mahkemece, 08.12.2009 tarihli son celsede tefhim edilen kısa kararda “Çekişmeli 272 ada 11 parsel sayılı taşınmazın 23.07.2009 tarihli ek fen bilirkişi raporunda (L) harfi ile gösterilen kısmın tespit gibi tesciline, aynı tarihli fen bilirkişi raporu ile 04.04.2006 tarihli fen bilirkişi raporunda (A), (B), (C), (D), (E), (F), (G), (H) (İ) ve (J) kısımları ile K harfi ile gösterilen kısmın tespit gibi, tescil kararı dışında kalan kısımlarının ayrı ayrı davacılar adına tesciline” karar verildiği halde gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, “23.07.2009 tarihli fen bilirkişi raporunda (e) harfi ile gösterilen kısmın tespit gibi tesciline, aynı fen bilirkişi raporu ile 16.10.2006 tarihli fen bilirkişi raporunda (A), (B), (C), (D), (E), (F), (G), (H), (I), (J), (K), (L) ve (M) harfi ile gösterilen kısımların ayrı ayrı davacılar adına tesciline” karar verilmek suretiyle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. Mahkemece, gerekçeli karar ile kısa karar arasında çelişki yaratılması, adalete güven ilkesini zedelediği gibi, yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı prensibine, yasa hükümlerine ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olup, isabetsizdir. Davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 05.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.