YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15271
KARAR NO : 2013/15645
KARAR TARİHİ : 27.06.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı işverence geçerli sebep olmadan feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine karar verilmesini, çalıştırılmadığı süre için en çok dört aylık ücret ve diğer hakları ile işe başlatmama tazminatının belirlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacı işçinin iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini, müvekkili bankanın Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca Manisa şubesinde yapılan soruşturmanın sonucunda düzenlenen raporun değerlendirildiği Disiplin Üst Komitesi toplantısının kararı doğrultusunda Manisa şubesi tarafından hedef tutturma amaçlı olarak tanıdık ve sorun çıkarmayacağı düşünülen bazı ticari müşterilere tanınan limitlerden TKMH ve rotatif kredi kullanımı yapıldığı, TKMH’dan kullandırılan tutarların müşterilere ödenmek yerine diğer vadesiz hesabına virman yapılıp, takip eden ayın 1. veya 2. iş gününde aynı tutar ile kullandırılan kredinin erken kapamasının yapıldığı ve bu kredilerin bir kısmının müşterilerin bilgisi haricinde kullandırıldığı, bazı müşterilere müvekkili bankanın ilan etmiş olduğu faiz oranının üstünde fark faiz verildiği, bu sebeple oluşan faiz giderinin bir kısmının temin edilen ancak gerçek bir harcamaya dayanmayan belgeler ile Temsil Ağırlama Giderleri hesabından karşılandığı hususlarının tespit edildiğini, davacının bu hususları yazılı ifadesi ile kabul ettiği de anlaşıldığından iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II. maddesi gereğince feshedildiğini bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacıya isnat edilen fark faiz verilmesi ve kredi kullandırılması işlemlerinin şube müdürünün izni ve onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceği, bu işlemlerin yapılmasındaki amacın müşteri kaybını önlemek ve banka karlılığını artırmak olduğu, davacının bu işlemlerden bir menfaat sağlamadığı, müşteri kaybını önlemek için belirtilen işlemleri yaptığı, tüm dosya kapsamı ve delillere göre iş sözleşmesinin feshi yerine başka bir ceza uygulaması mümkün iken yapılan fesih işleminin ölçülü olmadığı ve geçersiz olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
İş sözleşmesinin, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırı söz veya davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık sözkonusudur.
4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkânı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere kanundaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkânı tanımaktadır.
Somut olayda; davacı işçi, davalı bankada ticari pazarlama yönetmeni olarak çalışmaktadır. Davalı banka müfettişi tarafından yapılan soruşturma neticesinde tanzim edilen raporda, bazı müşterilere habersiz kredi kullandırılarak ertesi ay kredinin kapatıldığı ve kredinin müşteriye ödenmediği, bazı müşterilere bankanın ilan ettiği faiz oranının üstünde fark faiz verildiği ve bunun ağırlama giderlerinden karşılandığı, yapılan görüşmelerde şube müdürü ile ticari pazarlama yönetmeninin hedef gerçekleştirmek amacı ile sözkonusu işlemleri yaptıklarını kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Davacı tespit edilen usulsüz işlemleri banka karlılığını arttırmak, müşteriyi kaybetmemek amacıyla gerçekleştirdiğini belirtmiş ise de bankacılık sektöründe güven ve itibarın çok önemli olduğu bilinen bir gerçektir. Banka çalışanlarının da piyasada işverenlerine duyulan güveni veya kazanılmış itibarı olumsuz anlamda sarsıcı ve zarar verici davranışlarda bunmaktan kaçınması gerekir. Davacının gerçekleşen davranışları gerek banka mevzuatına ve gerekse 4857 sayılı Kanun’un 25/2-e. maddesinde yer alan iş sözleşmesinin feshi için haklı sebep olan işverene bağlılık ve doğruluğa uymayan davranış olup, işverence yapılan fesih haklı sebebe dayanmaktadır. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 560,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.320,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak 27.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.