YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6974
KARAR NO : 2010/9848
KARAR TARİHİ : 05.07.2010
MAHKEMESİ : … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen redddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 20.8.1977 tarihli adi senet ile davalıya ait tarla hissesini satın aldığını, kadastroda tapunun davalı adına tescil görmesine rağmen tarafına tapunun verilmediğini, daha sonra hissedarların izaleyi şuyu davası açtıklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, mülkiyetin …’a ait olduğunu, taşınmazın davalı tarafından kullanıldığını, davanın zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile,23.329,95 YTLnin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş;hüküm,davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, davalının hissedar olduğu taşınmazı, adi yazılı satış sözleşmesi ile satın aldığını tapusunun verilmediğini ileri sürerek tazminat istemi ile eldeki davayı açmış, davalı davanın reddine karar verilmesini savunmuş, Mahkemece, ödenen bedelin Tefe, Tüfe ve Dolara göre ulaştığı değer ile taşınmazın rayiç bedelini belirleyip, hepsinin ortalaması alınarak belirlenen değere hükmedilmiştir.Taraflar arasındaki sözleşme adi yazılı olup tapulu taşınmazın adi yazılı sözleşme ile satışı öngörüldüğünden hukuken geçersizdir. Bu tür sözleşmeler haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilir iken, denkleştirici adalet kuralı
hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hem hakkaniyetin hem de gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Hal böyle olunca mahkemece; davacının 20.8.1977 tarihinde ödediği bedelin enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak suretiyle aktin ifa umudunun ortadan kalktığı tarihde ulaşacağı alım gücünün, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında bu konuda uzman bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmesi ve talep miktarı da gözetilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken,geçerli satımlarda belirlenen rayiç bedelinde hesaba katılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerden dolayı temyiz edilen kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 5.7.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.