YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5243
KARAR NO : 2012/9006
KARAR TARİHİ : 08.11.2012
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ :
Kullanım kadastrosu sırasında … Mahallesi çalışma alanında bulunan 205 ada 10 parsel sayılı 330,74 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, beyanlar hanesine 6831 sayılı Yasa’nın 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarıldığı ve taşınmaz üzerindeki 3 katlı binanın 25 yıldan beri … evladı …’ın fiili kullanımında olduğu şerhi verilerek davalı … adına tespit edilmiştir. Davacı …, taşınmaz üzerinde bulunan binadaki, ikinci kat 3 nolu dairenin kendisine ait olduğunu iddia ederek dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın beyanlar hanesine, taşınmaz ve üzerindeki 3 katlı binanın 3 nolu dairesinin 25.05.2006 tarihinden itibaren … kızı …’un, diğer dairelerin ise 25 yıldan beri … oğlu …’ın fiili kullanımında olduğunun şerhedilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacının taşınmaz üzerinde bulunan binada 3 nolu dairenin sahibi olduğu kabul edilmek suretiyle davanın kabulü yönünde hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm kurmak için yeterli bulunmamaktadır. 3402 sayılı Yasa’nın Ek 4. maddesi gereğince “6831 sayılı Yasa’nın 20.6.1973 tarihli kanunla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle bu Kanunun 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir” hükmünü taşımaktadır. Bu maddeye dayanılarak açılacak davalarda kabul kararı verilebilmesi için öncelikle davacı tarafın taşınmazı kullandığının ispat edilmesi gerekmektedir. Mahkemece yapılan keşifte, taraf tanıkları dinlenilmemiş, davacı tarafın delil olarak sunmuş olduğu emlak beyannamesinin taşınmaza ait olup olmadığı yerel bilirkişi vasıtasıyla tespit edilmemiş, satış sözleşmesindeki senet tanığının beyanına başvurulmamış, taşınmaz üzerindeki olduğu kabul edilen 3 katlı binanın niteliği tespit edilmemiştir. Doğru sonuca varılabilmesi için varsa taşınmaza ait elektrik, su yahut doğalgaz kayıtları getirtilmeli, tarafların zilyetliğe yönelik delilleri toplanmalı, taşınmaz başında yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, tespit bilirkişileri, fen ve inşaat bilirkişisi katılımı ile keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan 3402 sayılı Yasa’ya 5831 sayılı Yasa ile eklenen Ek 4. maddesi uyarınca çekişmeli taşınmazın tespit günü itibariyle fiilen kim veya kimler tarafından, ne zamandan beri, ne şekilde kullanıldığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla taşınmaz başında dinlenerek tespit tutanağına neden zilyetlik şerhi verilmediği, taşınmazı fiilen kimin, ne zamandan beri kullandığı hususlarında beyanları alınmalı, beyanlar arasında aykırılık bulunması halinde çelişki giderilmeye çalışılmalı, inşaat bilirkişisinden taşınmazın vasfı ve niteliği hususunda rapor alınmalı, ondan sonra toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Açıklanan hususlar göz ardı edilerek, eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 08.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.