YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/23010
KARAR NO : 2013/17597
KARAR TARİHİ : 29.07.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 68. maddesine aykırı şekilde 17.05.2013 tarihinden dava tarihine kadar yapılan uygulamaların tespiti ve sataşmanın önlenmesine, greve katılan işçiler yerine başka işçilerin çalıştırılması işlemlerine karşı ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 68. maddesine aykırı şekilde 17.05.2013 tarihinden dava tarihine kadar yapılan uygulamaların tespiti ve sataşmanın önlenmesine, greve katılan işçiler yerine başka işçilerin çalıştırılması işlemlerine karşı ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili tarafından verilen 04.07.2013 tarihli dilekçesinde işyerinin genişletilmesi için işçi alınmasının 6356 sayılı Kanun’un 68. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğini, davanın esasa girilmeksizin reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme isteği hüküm altına almıştır.
Temyiz:
Kararı karaflar temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hâkim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.
Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak taraflar duruşmaya çağrılmadan, cevap ve delilleri toplanmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı Kanun’un 27. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı yan, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe, açıklama ve ispat hakkını kullanmadıkça hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır. (HGK 14.12.2011 tarih, 2011/21-866-752 sayılı kararı)
6100 sayılı Kanun’un Basit Yargılama Usulü kısmında “Dilekçelerin Verilmesi” başlığı altında 317/2 fıkrasında;
“Cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak mahkeme durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmemek üzere ek bir süre verebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir.”
Yine 6100 sayılı Kanun’un 137/2. fıkrasında; “ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez” hükmü amirdir.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle davalının davadan usulünce haberdar edilmesi, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olması, savunma, açıklama, itiraz ve ispat hakkını 6100 sayılı Kanun’un belirlediği sürelerde yapması ile mümkün olur. Hâkim, usul kanunu ile belirlenen cevap verme süresini kısaltamaz. Aksi halde savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilmiş sayılır.
Somut olayda, dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilip edilmediğine dair tebliğ evrakı dosyada bulunmadığı gibi, ek dava dilekçesinin 02.07.2013 tarihinde tebliğ edildiği ancak bu tebligat zarfından ek dava dilekçesinin çıkmadığına dair davalı itirazı ile karşılaşmıştır. Davalının cevaplarını sunmak üzere ek süre talebine de, mahkemece, olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir.
Dava dilekçesinin 02.07.2013 tarihinde tebliğ edildiği varsayılsa bile, 6100 sayılı Kanun’un 317/2. fıkrasında tanınan iki haftalık cevap süresi beklenmeden 08.07.2013 tarihinde ön inceleme duruşması yapılmış, davalı yana davanın esası hakkında cevapları ve delillerini sunma imkânı vermeden aynı Kanun’un 137/2. fıkrası hükmü ihlal edilerek doğrudan tahkikata geçilerek aynı oturumda yargılama sonlandırılmıştır.
Şu durumda, mahkemece, davalı tarafa usulünce tebligat yapılmadan, yasal cevap verme ve delil sunma süresi beklenmeden, ön inceleme aşaması tamamlanmadan savunma hakkı kısıtlanarak karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmayıp bozma nedenidir.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve sair hususlar incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.