Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2013/21084 E. 2013/21150 K. 08.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21084
KARAR NO : 2013/21150
KARAR TARİHİ : 08.10.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davacı, ücret ve ikramiye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi …….. tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davalı işverenin müvekkili işçiyi, toplu iş sözleşmesiyle verilen ücret zamlarından mahrum etmek ve yeni bir sözleşmeyle işe başlamış gibi göstererek ücretlerini asgari ücret seviyesine düşürmek maksadıyla muvazaalı şekilde işe girdi çıktı işlemine tabi tuttuğunu, kanuna karşı hile olan bu işlem sonucunda müvekkilin ücretinin işyerine yeni girmiş bir işçi gibi asgari ücret seviyesine indirildiğini, toplu iş sözleşmesiyle getirilen ücret zamlarından yararlandırılmadığı gibi ikramiye alacaklarının da tam olarak ödenmediğini beyan ederek, fark ücret ve fark ikramiye alacaklarının faiziyle birlikte hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının serbest iradesiyle işverene dilekçe vererek iş sözleşmesini sonlandırdığını ve tüm haklarını alarak işvereni ibra ettiğini, daha sonra ise müracaatı üzerine tekrar işe başlatıldığını, davacı gibi diğer işçilere de işten ayrılışları sebebiyle ya ihbar sürelerinin kullandırıldığını ya da ihbar tazminatlarının ödendiğini, ayrıca kıdem tazminatlarının ve sair alacakların da eksiksiz olarak ödendiğini, taraflar arasında yapılan yeni sözleşme ve belirlenen yeni ücretten de sendikanın haberdar olduğunu, ne sendikanın ne de davacının ücrete herhangi bir itirazda bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesince bozulmuş, mahkemece bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir. Direnme kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca, özel Daire bozma kararında gösterilen sebeplerden dolayı bozulması üzerine mahkemece, yazılı gerekçeyle fark ücret ve ikramiye alacakları hüküm altına alınmıştır.
Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında, hüküm altına alınan alacaklara uygulanacak faizin başlangıç tarihi noktasında uyuşmazlık vardır.
Gerek, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 101. maddesi hükmü, gerekse yürürlükte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesi uyarınca, kural olarak muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Taraflar arasında, borcun ifa edileceği günün açıkça belirlenmesi halinde ise temerrüd belirlenen günün geçmesiyle kendiliğinden gerçekleşir.
Temerrüd faizi, mülga 818 sayılı Kanun 103. maddesinde; yürürlükteki 6098 sayılı Kanun’un ise 120. maddesinde, borçlunun para borçlarına ilişkin temerrüdünün kanuni sonucu olarak düzenlenmiştir.
Somut olayda, mahkemece, kök toplu iş sözleşmesinin temin edilemediğinden sözleşmelerde ödeme tarihi tespit edilememekle birlikte, banka ödeme kayıtlarından ödemelerin sürekli bir sonraki ayın sekizinci gününde yapıldığı, sekizinci günün tatile denk gelmesi durumunda ise bir gün öncesinde veya sonrasında yapıldığı gerekçesiyle, ücret alacağı bakımından, her bir aya ait ücret fark alacağına bir sonraki ayın sekizinci gününden itibaren; ikramiye alacağı bakımından ise hak ediş tarihinden itibaren faiz uygulanmasına karar verilmiştir.
Öncelikle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinin 2. bendi uyarınca, hükmün sonuç kısmında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Mahkemece hüküm sonucunda ikramiye alacağının faiz başlangıç tarihi olarak gösterilen “hak ediş tarihi” ifadesi açık olmayıp, infazda tereddüte yol açacak niteliktedir. Yine aynı şekilde, fark ücret alacağı bakımından da, toplam miktarı oluşturan her bir aya ait ücret farkı alacağına ayrı ayrı faiz yürütülmesine karar verilmiş ise de, toplam miktarı oluşturan her bir aya ait alacak kalemi miktarı ayrı ayrı gösterilmeyerek, faiz açısından infazda yeni uyuşmazlıklara yol açacak şekilde belirsizlik oluşmasına sebebiyet verilmiştir.
Hüküm altına alınan alacakların dair olduğu dönemlerde, işyerinde yürürlükte bulunan XX ve XXI. dönem Toplu İş Sözleşmelerinin 36. maddesinde, “üyelerin ücretlerinin tediyesi, primin ödenmesi ve avans verilmesi, işyerinde bugüne kadar sözleşmelerde yazılarak nizamlandığı şekilde mutat usullerde ve mutat zamanlarda yapılır “hükmü düzenlenmekte olup, açık bir ödeme tarihine yer verilmediği anlaşılmaktadır. Dosyada ve Dairemizce temyiz incelemesi yapılan emsal dosyalarda mahkemelerce yapılan araştırma neticesinde, 1981 yılı yürürlük başlangıç tarihli toplu iş sözleşmesi ve Yüksek Hakem Kurulu kararlarına kadar ulaşılmış olup, bu sözleşmelerde de açık bir ücret ödeme tarihinin düzenlenmediği görülmektedir.
İncelenen banka kayıtlarından, genel olarak, ücretin ait olduğu ayı takip eden ayın sekizinci günü civarı ödendiği anlaşılmakta ise de belirlenen bu tarih alacağın muaccel olduğu tarihi göstermekte olup, anılan husus borçlunun temerrüde düşmesi için ihtar zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında varılan neticede, davacı tarafça dava tarihinden önce davalıya temerrüd ihtarı yapılmadığı, ödeme için açık bir tarihi belirleyen bireysel veya toplu iş sözleşmesi hükmü bulunmadığı anlaşılmakla, hüküm altına alınan alacaklarda dava tarihinden önce temerrüd gerçekleşmemiştir. Hal böyleyken, dava dilekçesinde talep edilen miktarlar için dava tarihinden itibaren, birleşen davada talep edilen miktarlar için birleşen dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde faiz başlangıç tarihinin belirlenmesi hatalı olup, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 08.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.