YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4416
KARAR NO : 2011/3504
KARAR TARİHİ : 13.06.2011
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu: GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı; asıl ve birleşen davalarda özetle; Miras bırakanı ve babası olan …’ın 21.07.2005 tarihinde öldüğünü, sağlığında sahibi olduğu 1364 sayılı parseli kızı … ile damadı olan …’ye, 8554 sayılı parseldeki hissesini ise kızı …’ya hibe ettiğini, 1365 sayılı parseli ise eşi Dudu’ya rücu şartlı olarak hibe ettiğini, bu temliklerin kendisinden mal kaçırmak amacıyla yapıldığımı, saklı payının zedelendiğini, ortada muvazaa bulunduğunu, murisin serbest iradesi ile hareket etmediğini belirterek öncelikle muris muvazaası nedeniyle yapılan hibe işleminin iptali ile miras hissesi oranında adına tesciline karar verilmesini, bu mümkün olmazsa saklı payını ihlal eden temliklerin tenkisine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar, murisin saklı pay ihlal kastı ile hareket etmediğini ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda birleşen davada davalılar … ile … aleyhinde açılan davaların reddine, asıl davada davalı … aleyhinde açılan tenkis davasının kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararda yazılı gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı …’ nun tüm, davacının ise birleşen davaya yönelik ve yerinde olmayan temyiz itirazlarının REDDİNE;
2. Davacının asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Tenkis davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası karşılıksız kazandırmaların yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır.
Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı ile (iadeye), denkleştirmeye (TMK.md.669) ve tenkise tabi (TMK.md.514,565 ) olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık geçim giderleri, terekenin yazımı, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften, belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra, mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tesbiti gerekir. (TMK.md507) Miras bırakanın Türk Medeni Kanunu’nun 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkrasında gösterilenler) veya saklı payı ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Türk Medeni Kanununun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek, davalı saklı paylı mirasçılardan ise aynı Kanunun 561.maddesinde yer alan saklı paydan fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları, (en sonda da kamu yararına yapılan kazandırmaları) dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında, dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa, davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla orantılı sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (sabit tenkis oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olmayacağı (TMK.md.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. O zaman davalıdan tercihi sorulmak, sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, mirasın açıldığı gündeki değerleri, o günden karar gününe kadar geçen süre içindeki toptan eşya fiyat endeksleri ile, bu süre içinde oluşan nitelik ve imar değişikliği gibi fiyata etkili özel unsurlar ve hakkaniyet kuralları dikkate alınıp, değer hakim tarafından belirlenmeli ve davalıya fazla verilen bölümün değerinin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir.
Somut olayda; Kazandırma saklı paylı mirasçıya yapıldığından, davalının saklı payı düşülerek gerçek kazandırma tutarının belirlenmesi gerekirken, bu saklı pay düşülmeden tenkis hesabı yapılması doğru olmadığı gibi (TMK.m.56l), tenkis davalarında taleple bağlılık kuralı geçerli olmayıp mahkemece keşfen belirlenecek değere göre eksik harç tamamlattırılmak suretiyle saptanacak bedele göre tenkis bedeline hükmedilmesi gerekirken, bu ilke gözardı edilerek dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden tenkis hesabı yapılması da isabetsizdir.
Davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine ve aşağıda yazılı harcın temyiz eden …’a yükletilmesine, 13.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.