YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/29111
KARAR NO : 2013/20828
KARAR TARİHİ : 04.10.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ikramiye, yıllık izin, fesih tazminatı ücret alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, davacının, davalıya ait işyerinde belirli süreli iş sözleşmesi ile genel müdür olarak çalıştığım, 01.11.2007 tarihli iş sözleşmesinin 01.11.2007-01.11.2011 tarihleri arası geçerli olduğunu, 12.10.2009 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunun 25/2-e. maddesince iş sözleşmesine haksız olarak son verildiğini, alacak ve tazminatlarının ödenmediğini ileri sürerek, yıllık izin ücreti, ikramiye ve fesih tazminatı alacağı ile kıdem ve ihbar tazminatının faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini istemiş, taleplerini bilirkişi raporu doğrultusunda artırarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili, davacının genel müdür sıfatıyla çalışmakta iken görev ve yetkilerini sınırlarını aşarak şirket itibarının zedelenmesine neden olduğunu, Kayseri Pancar Kooperatifi Yönetim Kuruluna yetkisi dışında müdahalede bulunarak şirketin ve en büyük hissedar Pancar Kooperatifinin kamuoyunda küçük düşürülmesine yol açtığını, hukuka ve şirket menfaatlerine tamamen ters düşen girişimlerde bulunduğunu, şirkette meydana gelen ve basına yansıyan bir takım talihsiz olaylar yaşanmasında sebep olan bir oluşumda aktif olarak görev yaptığını, bu sebeplerle 4857 sayılı Kanun’un 25/2. maddesi (e) bendi gereğince 05.10.2009 tarihi itibariyle 04.10.2009 tarih ve 58 sayılı yönetim kurulu kararına göre iş sözleşmesinin feshedildiğini, haklı fesih sebebiyle kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamayacağını, ödenmeyen ikramiye alacağının olmadığını, fesih tazminatına hakkı olmadığını, yıllık izin alacaklarının ödendiğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davalının iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini ispat edemediği, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yıllık izin ücreti alacağı olduğu, ikramiye alacağının atiye terk edildiği, fesih tazminatının şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, süresi içinde taraflar vekili tarafından tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanun’u kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.
4857 sayılı Kanun’un 2. maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.
Dosya içeriğinden davacının, fesih tarihinde davalı şirketin genel müdürü olarak görev yaptığı görülmektedir.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 342 . maddesinde, “ Şirket muamelelerinin icra safhasına taalluk eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi karariyle idare meclisi azasından veya ortaklardan olmıyan bir müdüre tevdi edildiği takdirde müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olur. Bu esas aykırı bir şartın esas mukaveleye konması veya müdürün idare meclisinin emri ve nezareti altında bulunması mesuliyeti bertaraf edemez” yönünde düzenleme bulunmaktadır.
Bu düzenleme ile anonim şirket genel müdürlerinin iş görme edimini yerine getirmemiş olmaması halinde, şirket yönetim kurulu üyeleri ile aynı hükümlere tabi tutularak sorumlu olacağının kabul edildiği görülmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/9-328 esas-2010/370 karar ve 07.07.2010 tarihli ilamında “Anonim şirket ile yönetim kurulu üyesi arasındaki ilişkinin hukuki niteliği karşılaştırmalı hukukta tartışmalı olmakla beraber, Alman hukukunda sözleşme şartlarına göre, vekalet veya hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilmekle birlikte, daha çok hizmet sözleşmesi olduğu yönündedir. Fransız hukukunda da, bu ilişkinin bir vekalet sözleşmesi olduğu kabul edilmiştir. İsviçre hukukunda ise vekalet hakkındaki hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir (Mimaroğlu, S. Kemal: Anonim Şirketlerde İdare Meclisi Azalarının Hukuki Mesuliyeti, Ankara 1967, s. 100). Türk öğretisinde de, bu ilişkinin vekalet sözleşmesi olduğu görüşü hakimdir (Çamoğlu, Ersin: Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, İstanbul 1972, s.102-104; Mimaroğlu, S.Kemal: a.g.e., s. 101- 102)Yargıtay, yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasında bir hizmet sözleşmesi bulunmadığını kabul etmiştir (H.G.K.’nun 5.2.2003 gün ve 2003/9-82 E.-65 K. sayılı ilamı) Genel olarak yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu TTK. 320 ve TTK. 336. maddelerine göre belirlenir. Şirket yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasında bir vekalet sözleşmesi ilişkisi bulunduğundan, üyelerin şirkete karşı vekil gibi sorumlu olmaları doğaldır.” denilmektedir.
Yukarıda da özetlendiği üzere, 6772 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 342. maddesinde ki düzenleme gereğince, anonim şirket genel müdürleri, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabiidir ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu da Türk Ticaret Kanununda özel olarak düzenlenmiştir. Bu uyuşmazlıklara ilişkin davalar Türk Ticaret Kanununun 4/1. madde uyarınca mutlak ticari davadır. Bu davalara o yerde Ticaret Mahkemesi varsa, bu mahkemenin bakması gerekir.
Somut olayda, davacının, fesih tarihinde davalı şirketin genel müdürü olarak görev yaptığı anlaşılmıştır. Görevi sebebi ile yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olan davacı tarafından açılan davalar yönünden Ticaret Mahkemesinin görevli olacağı dikkate alınarak görevsizlik karan verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alman temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 04.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.