YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/7472
KARAR NO : 2013/7486
KARAR TARİHİ : 28.06.2013
MAHKEMESİ : ADANA 3. İCRA MAHKEMESİ
Alacaklısını zarara sokmak kastiyle mevcudunu eksiltmek suçundan sanık …’nin İİK’nun 331/1 ve TCK 50. maddesi gereğince 3.700,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde müşteki vekili tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının düzeltilerek onama istemli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak: GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Alacaklısını zarara uğratmak kastiyle mevcudunu eksiltmek suçunun oluşabilmesi için gerekli en önemli unsurlardan biri de, borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması zorunludur. Somut olayda; Cumhuriyet Başsavcılıkları İle Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik’in 92. maddesi yollaması ile Ceza Mahkemesi Kalem Yönetmeliğinde hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin (eski Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşlerine Ait Yönetmeliği) 36. maddesi gereğince, “dava, dava dilekçesinin tevzi edilerek kaydedildiği tarihte açılmış sayılır.” hükmü dikkate alınarak yapılan incelemede; şikayete dayanak yapılan Adana 10. İcra Müdürlüğünün 2008/7842 Esas sayılı takip dosyası üzerinden yapılan ilamsız takipte mernis adresine gönderilen ödeme emri tebligatının, sanığın tanınmaması nedeni ile iade edilmesi üzerine usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligat bulunmadığı gözetilmeden, bu defa aynı adrese 23.02.2009 tarihinde Tebligat Kanununun 35. maddesine göre yapılan tebligatın geçersiz olması karşısında, kesinleşmiş bir icra takibi olmadan şikayette bulunulması nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Kabule göre de;
1- Dairemizin 28.06.2010 tarih ve 2010/3555 Esas, 2010/4552 sayılı bozma kararına uyulmasına karar verildiği halde, tasarrufun alacaklıları zarara uğratmak amacıyla yapılıp yapılmadığının anlaşılması için taşınmazın satım tarihindeki değeri tespit edilmeden ve yine borçlu sanık ile taşınmazı muvazaalı olarak aldığı iddia olunan üçüncü kişi arasında muvazaa iddiasını haklı gösterecek nitelikte bir akrabalık, yakın arkadaşlık veya satış işleminin muvazaalı olup olmadığı araştırılmadan yazılı gerekçe ile sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
2- CMK’nun 195. maddesinin “Suç yalnız veya birlikte adli para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabililir..” hükmünü içermesine ve İİK’nun 331. maddesinin yaptırımı hapis cezası olmasına rağmen, sanığa tebliğ edilen duruşma davetiyesine İİK’nun 349. maddesinin 5. fıkrasındaki açıklama yapılmadan, sadece CMK’nun 195. maddesine göre ve aynı zamanda Mernis adresi dışındaki bir adresine yapılan ve adresinde tanınmadığından bahisle iade edilen tebligat evrakı üzerine daha önce usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligata dosya içerisinde rastlanılmadığı halde aynı adrese bu defa Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre yapılan tebligat ile yetinilerek sanığın yokluğunda yargılama yapılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
3- Gün olarak tayin olunan adli para cezasının paraya çevrilmesi esnasında uygulanan yasa maddesinin gösterilmemesi ve 5237 sayılı TCK’nunda cezaların içtimaı müessesesinin bulunmamasına rağmen hükmedilen adli para cezalarının toplanmasına karar verilmesi,
İsabetsiz olup, yasaya aykırı olan hükmün bu nedenle kısmen istem gibi BOZULMASINA, 28.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.