Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2012/11474 E. 2013/3157 K. 15.02.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11474
KARAR NO : 2013/3157
KARAR TARİHİ : 15.02.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davacı, teftiş raporuna itirazın kabulü ile işçinin şirketten bir alacağının olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, çalışanlarından Ümit Özşahiner’in şikayeti üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğünün 20/05/2011 tarih ve B.13.4BÖM.1.11.00.00/622.01.02/24917 sayılı yazıları ile şikayetçinin 01.10.1994-15.09.2010 tarihleri arasında çalıştığı Sosyal Güvenlik Kurumu yazısına göre sigortalılık süresi ve prim ödeme sayısı yeterli olduğundan kıdem tazminatını ödenmesini kabul etmek suretiyle işten ayrılmasına rağmen kıdem tazminatı ödenmediği için şikayetçinin kıdem tazminatının, Eylül 2010 tarihine ait ücretinin ve hak kazandığı yıllık izin ücretlerinin ödenmesi gerektiğinin tespit edildiğine dair yazının kendilerine tebliğ edildiğini 09.05.2011 tarihli dilekçeyle kuruma itiraz ettiklerini, raporda ismi geçen şirket çalışanının bazı arkadaşları ile birlikte hareket etmek suretiyle 01.01.2009-15.08.2010 tarihleri arasında şirket evrakları üzerinde yaptıkları bir kısım usulsüzlükler ve yolsuzluklar sebebiyle şirketi yaklaşık 622.586,00 TL zarara uğrattıklarının tespit edildiğini, haklarında suç duyurusunda bulunduklarını ve soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/131760 hazırlık numarasında devam ettiğini ayrıca Ümit Özşahiner ve diğer sorumlular aleyhine Ankara 18. İş Mahkemesinin 2010/1204 esas sayılı dosyasında 622.586,00 TL bedelli tazminat davası açtıklarını beyanla müfettiş raporuna yönelik itirazlarının kabulü ile şikayetçi Ümit Özşahiner’in davacı şirketten hak ve alacağının bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davanın süresinde açılmadığını, yapılan işlemlerin usul ve kanuna uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, müfettiş raporunun hazırlanış şekli bakımından kanuna aykırılık olmamakla birlikte şikayetçi Ümit Özşahiner ‘in kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında Cumhuriyet Başsavcılığına da intikal eden ihtilaf
bulunduğundan kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğine dair müfettiş kanaatinin davacı işvereni bağlayıcı olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı temyiz etmiştir.
Gerekçe:
İş müfettişlerinin işçi alacaklarına ilişkin tespitlerine yönelik açılan davaların hukuki niteliği ile buna bağlı olarak somut olayda dava şartlarının bulunup bulunmadığı çözülmesi gerekli hukuki problemi oluşturmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 91. maddesinin 2. fıkrasında, “30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10 uncu maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüklerince incelenir” denilmiştir.
Aynı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan dava çeşitleri 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu 105 ila 113. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Eda davası, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmışken, tespit davası ise mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır.
4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından, yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağı bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava eda davası karakterindedir. Söz konusu tespite işveren tarafından, yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde kanunda özel olarak düzenlenmiş olması nedeniyle davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukuken korunmaya değer güncel bir yarar koşulunun bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir.
Görüldüğü üzere, iş müfettişi raporlarının işçilerin alacaklarına yönelik kısımlarına karşı işçi ya da işveren tarafından açılacak davalar, yerine göre eda davası yerine göre ise menfi tespit davası özelliği göstermekte olup her halükarda bu davaların tarafları işçi ve işverendir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu davalarda taraf sıfatı bulunmamaktadır.
Somut olayda, davacı işveren tarafından iş müfettişinin işçi alacaklarına dair tespitine karşı borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz edilerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına karşı dava açılmıştır. Dava Bakanlığa karşı görülerek sonuçlandırılmıştır. İşçi ise davanın tarafı olarak gösterilmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında konu değerlendirildiğinde; davanın, taraf sıfatı yokluğundan reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 15.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.