YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/3136
KARAR NO : 2013/3675
KARAR TARİHİ : 15.04.2013
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TESCİL
KANUN YOLU : TEMYİZ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında Karabağlar Mahallesi çalışma alanında bulunan 753 ada 35 parsel sayılı 1162 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz …, 753 ada 36 parsel sayılı 2372.07 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz … adına tescil edilmiştir. Davacı …, kadastro tespitinde sınırın yanlış alınması ve ölçülmesi ile kendilerine ait su kuyusunun davalı 35 sayılı parsel içinde kaldığı iddiasına dayanarak 36 parselin sınırının yeniden belirlenmesi ile davalının haksız müdahalesinin önlenmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, taşınmazda asıl olan orjinal ölçü krokisinin olduğu, paftaya yapılan tersimatın orjinal ölçü krokisi esas alınması gerektiği, orjinal ölçü krokisi esas alındığında su kuyusunun davalıya ait taşınmaz içinde kaldığı, davacı tapusu kapsamında kalmayan su kuyusu ve ağaçların bulunduğu yerin kendi adına tescile talep hakkı bulunmadığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; mahkemenin kabulü dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira taraflar arasındaki ihtilaf mülkiyete ilişkin olmayıp, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 41. madde çerçevesinde değerlendirilmesi gereken ölçü ve tersimat hatasına dayalıdır. Ancak, taşınmazın kadastro tespiti sırasında veya sonradan yapılan işlemler nedeniyle ölçü, tersimat ve hesaplamalardan doğan fenni hatalar ve bundan kaynaklanan yüzölçümü hatası varsa bunun düzeltilmesi, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41. maddesine göre re’sen veya ilgilinin müracaatı üzerine Kadastro Müdürlüğünce yapılabilir. Kadastro Müdürlüğünün yaptığı işlem üzerine bu işlemin iptali içinde süresinde Sulh Hukuk Mahkemesinde süresi geçtikten sonra da Asliye Hukuk mahkemesinde dava açılma olanağı vardır. Somut olayda ise, davacı tarafından 3402 sayılı Kanunun 41. maddesine dayanılarak işlem yapılmak üzere Kadastro Müdürlüğüne başvurulmamış, doğrudan mahkemeye dava açılmıştır. Yasada öngörülen işlem basamakları yerine getirilmeden doğrudan açılan davanın dinlenme olanağı yoktur. Bu nedenle mahkemece idari makamın görevine giren bir iş kendisine arz olunduğundan “davanın yargı yeri nedeniyle reddine” karar verilmesi gerekirken, davanın esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz karar harcının talep halinde ilgilisine iadesine, 15.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
…