Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/4355 E. 2012/24855 K. 27.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4355
KARAR NO : 2012/24855
KARAR TARİHİ : 27.12.2012

MAHKEMESİ :… Mahkemesi

Davacı, … kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyizin kapsamı ve temyiz nedenlerine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 05.03.2000 tarihinde meydana gelen … kazası sonucu % 17,20 oranında sürekli … göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece istemle bağlı olarak maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne, kusur raporu ve sürekli … göremezlik oranına yapılan itirazlar nedeniyle yargılamanın sürüncemede kaldığı ve hakkaniyet ilkeleri gereğince manevi tazminat isteminin kısmen reddi nedeniyle davacı tarafın yargılama gideri ve avukatlık ücretinden sorumlu olmadığına karar verilmişse de manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşüldüğü, manevi tazminatın fazla takdir edildiği gibi davanın kısmen reddi nedeniyle yargılama gideri ve avukatlık ücreti tayininde yanılgıya düşüldüğü anlaşılmaktadır.
Davacının … kazası sonucu % 17,20 oranında sürekli … göremezliğe uğradığının kabul edildiği olayda davacının % 40 davalı işverenin ise % 60 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır.Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, davacının sürekli … göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan 15.000,00-TL manevi tazminatın fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Davanın Kısmen reddi nedeniyle davalı yararına vekalet ücretine karar verilmemesine ve yargılama giderlerinin bir bölümünden davacının sorumlu tutulmamasına yönelik temyize gelince: Yerel mahkeme davacıda belirlenen sürekli … göremezlik oranına ve dava konusu olay nedeniyle tarafların kusur durumlarına ilişkin olarak düzenlenen raporlara davalı tarafça yapılan itirazlar yargılamanın sürüncemede bırakılması olarak nitelendirilmiş ise de varılan bu sonuç hatalı olmuştur. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı HUMK’nun 417-418 ve HMK’nun 326 ve 327. Maddeleridir. HUMK 417 ve HMK 326. Maddelerinde, davada tarafların kısmen haklı çıkmaları durumunda yargılama giderlerinin tarafların haklılıkları oranında bölüştürüleceği düzenlenmiştir. Her ne kadar HUMK 418 ve HMK 327. Maddelerinde gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebep olan tarafın lehine karar verilse bile yargılama giderinden sorumlu tutulacağı düzenlenmiş ise de, anılan düzenleme davanın bilerek ve isteyerek, diğer bir deyişle dürüstlük kuralına aykırı biçimde uzatılması ve masraf yapılması hali içindir. Somut olayda davalı tarafın yaptığı itirazlar mahkemece ciddi bulunarak araştırılması yoluna gidilmiş olup, savunma hakkı kapsamındaki bu itirazların mahkemeyi yanıltma amaçlı kötü niyetli davranış olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca da HMK’nun 326. Maddesi gereğince manevi tazminat isteminin kısmen reddi nedeniyle yargılama giderlerinden bir bölümünün davacı üzerinde bırakılması ve davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmesi gerekirken, Hakim tarafından da araştırmaya değer bulunan savunma hakkı kapsamındaki davalı taraf itirazların dürüstlük kuralına aykırı davranış olarak kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, manevi tazminatın takdiri ile davanın kısmen reddi nedeniyle yargılama gideri ve avukatlık ücreti tayininde yanılgıya düşülerek ve özellikle manevi tazminatın fazla takdiri suretiyle yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 27.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.