Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2011/4386 E. 2011/10512 K. 14.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4386
KARAR NO : 2011/10512
KARAR TARİHİ : 14.11.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Hükmüne uyulan bozma ilamında, davalılardan …’ın borçlu ile doğrudan hukuki işlem yapan 3. kişi olmayıp taşınmazı borçludan satın alan davalı …’den satın alan 4. kişi konumunda olup taşınmazların tapuda gösterilen satış bedeli ile gerçek değerleri arasındaki fahiş fark bulunması, davalı … yönünden tek başına tasarrufun iptaline karar verilmesi için yeterli neden olmamasına karşın davalı …’un davaya konu edilen bir kısım taşınmazların satışı sırasında borçlu davalının vekili olarak işlem yapması ve tüm dosya kapsamından borçlu davalının mali durumu ile alacaklılara zarar verme kastını bilebilecek kişilerden olmasının anlaşılmasına göre davalılardan … ve …’ın tüm temyiz itirazlarının reddine, davalılardan … ‘ın doğrudan borçlu ile hukuki muamelede bulunan kişi olmayıp tasarrufun iptali istenen taşınmazları üçüncü kişi davalı …’tan 12.07.2000 tarihinde satın alan dördüncü kişi olduğu, bu davalı hakkındaki davanın kabul edilip lehine yapılan tasarrufun iptal edilebilmesinin ancak kötü niyetli olduğunun kanıtlanması durumunda mümkün olduğu, davalı …’ın kötü niyeti davacı alacaklı tarafından ispat edilemediğinden hakkındaki davanın reddi gerektiği, bu durumda İİY’nın 283. maddesine göre davanın bedele dönüştüğü dikkate alınarak mahkemece davalı üçüncü kişi …’ın taşınmazları elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında (takip konusu alacak ve fer’ileri ile sınırlı olmak üzere) tazminat ödemesi gerektiği belirtilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davalı …’ın vergi borçlusu …’nin durumunu bilebilecek kişilerden olmadığı, kötüniyetinin ispatlanamadığı, bu bakımdan …’nin taşınmazları satın aldığı tarihteki değerinin …’den tahsili yönünde karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, İİK.nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İptal davasından maksat, İİK’nın 278, 279 ve 280. maddelerinde yazıldığı gibi alacağın tahsilini temin için borcun doğumundan sonra yapılan tasarruflarının iptaline hükmettirmektir. İptal davası, ayni bir dava olmayıp şahsi bir davadır. Dava konusu mal lehine tasarruf yapılmış olan 3. kişinin elinde ise iptal davasının konusu o mal veya hak üzerinde cebri icraya devam edilmesi, lehine tasarruf yapılan kişi malı elinden çıkarmış ise o zaman davanın konusu 3. kişinin o malın değeri oranında tazminata mahkum edilmesi gerekir.
Mahkemece bozmaya uyulmakla lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşur. Ayrıca bozma gereklerini yerine getirmeden davalı …’nin tazminatla sorumluluğu yönünde karar verilmesi de İİK’nın 283/2. maddesine uygun düşmemektedir.
İİK’nın 283/2 maddesi uyarınca borçludan malı satın alan kişinin satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan kişi hakkında dava açılmaması veya kötü niyeli olduğunun kanıtlanmaması halinde üçüncü kişi tasarrufa konu malın elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değeri üzerinden davacının alacak ve ferileri ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmesi gerekir. Somut olayda davalı 4. kişi …’ın kötü niyeti ispat edilememiş, bu nedenle …’ın tazminatla sorumlu olması gereğinden bahisle yerel mahkeme kararı bozulmuş ve bozmaya uyulmuştur. Buna karşın … yerine 4. kişi …’ın tazminatla sorumlu olarak kabulü isabetli değildir.
2-Ayrıca, bu tür davalar İİK’nın 282. maddesi uyarınca borçlu ve borçlu ile hukuki işlemde bulunan kişiler aleyhine açılması ve zorunlu dava arkadaşı durumunda olan bu kişilerin tümü ile davanın görülmesi gerekli olup, Dairemizin bozma ilamı üzerine yapılan yargılamada davalı borçlu … ve 3. kişi …’ın usulüne uygun olarak duruşmaya davet edilerek davaya devam edilmesi gerekirken, yalnızca davalılardan … yönünden yargılama devamla hüküm tesisi yerinde değildir.
3-Kabule göre de, dava konusu edilen taşınmazların tasarruf tarihindeki değerlerinin belirlenmesi için 17.09.2004 ve 22.07.2005 tarihlerinde keşif icra edilmiş ve ayrı ayrı bilirkişi raporu alınmış olması sonucu, her iki raporda aynı dava konusu taşınmazlar yönünden farklı bedeller tespit edilmiş olması nedeni ile bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden yazılı olduğu üzere 17.09.2004 tarihinde yapılan keşif sonucu tanzim edilen bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesi yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …’ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’a geri verilmesine 14.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.