YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8830
KARAR NO : 2010/1820
KARAR TARİHİ : 09.03.2010
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen 01.07.2008 gün ve saatte temyiz eden … geldi. Aleyhine temyiz istenilen taraftan gelen olmadı. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlandı. Sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacılar, Hıdır oğlu Laz …’a ait tapu kaydı ve ferman kapsamında olup kadastro sırasında davalı adına tesbit edildiğini iddia ettikleri 176 ada 11, 178 ada 27, 179 ada 17, 217 ada 12, 218 ada 1, 222 ada 1, 223 ada 14, 224 ada 11, 227 ada 10 ve 16 parsel sayılı taşınmazlar ile başkaları adına tespit edilen taşınmazların …oğlu … adına tapuya tescili istemiyle dava açmışlardır. Mahkemece duruşma açılmaksızın tensiben, yasal süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 11 ve 26/B maddeleri uyarınca askı ilan süresi içinde açılan davalarda Kadastro Mahkemeleri, askı ilan süresi bittikten sonra açılan davalarda ise Genel Hukuk Mahkemeleri görevli bulunmaktadır. Hakkında, askı ilan süresi içinde dava açılan tutanakların kesinleştiğinden söz edilemeyeceği gibi askı ilan süresi içinde dava açılmış bulunan tutanakların kesinleştirilerek tapuya tescil edilmiş bulunmaları da hukuken bir değer taşımaz. Kesinleşmeyen kadastro tutanaklarına karşı açılan davalara Kadastro Mahkemesinde bakılması gerekir. Somut olayda mahkemece, davanın askı ilan süresi içinde açılmadığı ve bu nedenle davanın Kadastro Mahkemesinde görülemeyeceği sonucuna varılmış, davacılar vekili ise temyiz dilekçesinde, askı ilan süresi içinde 18 davalı hakkında 24.09.2007 tarihinde dava dilekçesini harçlandırmak suretiyle Fatih Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla dava açtıklarını, ancak İliç Kadastro Mahkemesi tarafından dava dilekçelerinin muhabere evrakı ile iade edildiğini, bunun üzerine ikinci kez ve her davalı için ayrı ayrı dava açtıklarını iddia etmiştir. Her bir davalı hakkında açılan ve temyiz incelemesine konu olan davanın, askı ilan süresi içinde açılmadığı konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf, mahkemece üst yazıyla iade edilen dava dilekçesiyle davanın açılmış sayılıp sayılamayacağı, başka bir deyişle ilk dava dilekçesiyle kadastro tesbitlerinin kesinleşmesinin engellenip engellenmediği noktasında toplanmaktadır. Dava açılmasının, hem maddi hukuk, hem de usul hukuku bakımından doğurduğu bazı sonuçlar vardır. Bu nedenle, davanın hangi hallerde ve hangi tarihte açılmış sayılacağının belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 178. maddesinde “dava, dava dilekçesinin mahkeme kalemine kaydı tarihinde açılmış sayılır” denilmektedir. Bu hükümde yer alan “dilekçenin mahkeme kalemine kaydı” sözü, dava dilekçesinin mahkeme kalemindeki ilgili deftere kaydı anlamındadır. Ne var ki, bir dava açılırken yapılması gerekli birden fazla işlem mevcut olup bunların bir bölümünü yerine getirme görevi davacı tarafa aitken diğer bölümü ise ilgili hakime ve mahkeme kalemine ait bulunmaktadır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1983/7 Esas, 1984/3 Karar sayılı içtihadında davanın hangi tarihte açılmış sayılacağı hususu ayrıntılı olarak belirlenmiştir. Harca tabi olmayan davalarda, dava dilekçesi, hakim tarafından usulen kaleme havale edilmekle artık mahkemenin tasarrufuna geçmiş sayılır. Çünkü, bu gibi davalarda davacı, dava dilekçesini hakime vermekle kendisine düşen görevi yerine getirmiş ve yapacağı başka bir işlem kalmamıştır. Bir başka anlatımla, artık davacının dava dilekçesi üzerindeki tasarruf yetkisi sona ermiş ve dilekçe mahkemenin malı olmuştur. Hal böyle olunca, hakimin dilekçeyi kaleme havale ettiği tarih, kayıt tarihi sayılmalı ve o tarihte davanın açılmış olduğu kabul edilmelidir.Harca tabi davalarda ise davacı, dava dilekçesini hakime havale ettirmek suretiyle kendisine düşen görevi yerine getirmiş sayılamaz. Çünkü, dilekçenin hakim tarafından havalesi ile davacının dilekçe üzerindeki tasarruf yetkisi henüz sona ermemiş, dilekçe mahkemenin malı olmamıştır. Davacının, Harçlar Kanunu hükümleri gereğince ödemekle yükümlü bulunduğu harçları da yatırmış olması gerekir. Bu nedenle, harca tabi davalarda davacı, harca ilişkin işlemleri de tamamlayıp gerekli harçları ödedikten sonra kendisine düşen görevi yerine getirmiş sayılabilir. Dilekçe havale ettirilip gerekli harçlar yatırıldıktan sonra, artık davacının dava dilekçesi üzerindeki tasarruf yetkisi sona ermiş ve dilekçe mahkemenin malı olmuştur. 0 halde, harca tabi davalarda dava, harcın ödendiği tarihte açılmış sayılmalıdır. Ancak, dava dilekçesinin daha sonraki bir tarihte mahkeme kalemine verildiği kalemce belgelendirilmiş ise, davanın o tarihte açıldığının kabulü gerekir. Somut olaya gelince; dava, niteliği itibariyle askı ilan süresi içinde açılan kadastro tesbitine itiraz davası olup harca tabi bulunmaktadır. Davacılar vekilinin temyiz dilekçesine eklediği 24.09.2007 havale tarihli dava dilekçesi, “Sayman Mutemedi Alındısı” ile İliç Kadastro Mahkemesinin 08.10.2007 tarih 2007/21 Muh. sayılı muhabere evrakı suretleri ve Dairemizin 01.07.2008 tarihli geri Ççvirme kararı üzerine yerel mahkemece düzenlenen 25.08.2008 tarihli tutanak ve eklerinden, davacılar vekilinin 24.09.2007 tarihinde “İliç Kadastro Mahkemesine sunulmak üzere Fatih Asliye Hukuk Hakimliği’ne” dava dilekçesi sunduğu, bu dava dilekçesinde 18 adet davalının ismini sayarak çok sayıda parsel hakkında kadastro tesbitine itiraz ettiği, aynı tarihte dilekçenin Fatih 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimi tarafından havalesinin yapıldığı, davacılar vekilince dava dilekçesinin harçlandırıldığı ve duruşma günü tebligatları ile dosyanın gönderilmesi için gerekli posta giderleri ödenerek evrakın İliç Kadastro Mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Sözkonusu dava dilekçesi ve ekleri 05.10.2007 tarihinde İliç Kadastro Mahkemesine ulaşmış ve hakim tarafından havale edilmiş ancak mahkeme esas defterine kaydedilmek yerine “dava dilekçesinin yapılan incelemesinde dava konusu taşınmazların hangi çalışma alanı sınırları içinde kaldığının açıklanmadığından ve her bir davalı hakkında ayrı dava açılması gerektiğinden” söz edilerek 08.10.2007 tarih 2007/21 Muh. sayılı üst yazı ile davacılara iade edilmiştir. Bu kez davacılar vekili her bir davalı hakkında işbu dava ile ilk temyiz incelemeleri aynı gün Dairemizde yapılan diğer davaları açmıştır. Görüldüğü gibi, askı ilan süresi içinde; 24.09.2007 tarihinde dava dilekçesi Fatih Asliye Hukuk Mahkemesine sunulmuş, dilekçe hakim tarafından havale edilmiş, yargı harçları yatırılmış ve dava dilekçesi ile tebligat için gerekli masraflar mahkeme kalemine aynı tarihte teslim edilmiş olmakla davacılar vekili üzerine düşen tüm görevleri tamamlamış ve dava dilekçesi mahkemenin malı olmuştur. Hal böyle olunca davanın, harçların ödenmiş bulunduğu 24.09.2007 tarihinde açılmış olduğunu kabulde zorunluluk bulunmaktadır. Davacılar, aynı hukuki sebebe dayandıklarına göre birden fazla davanın aynı dava dilekçesiyle açılmış bulunmasında bir isabetsizlik olmadığı gibi dava dilekçesinde çekişmeli taşınmazların sadece ada ve parsel numaralarının değil pafta numaralarının da yer almış bulunması karşısında her bir parselin hangi köye ait olduğu hususunda da bir tereddüt bulunmamaktadır. Kaldı ki usulümüzde dava dilekçesinin reddedilebileceği haller sayılmış olup yukarıda yazılı sebepler dava dilekçesinin reddi sebeblerinden de değildirler. Birlikte görülmesine gerek bulunmayan davaların daha sonra ayrılmasına karar vermek mümkün bulunduğu gibi dava dilekçesinde açık olmayan hususların 1086 sayılı HUMK’nun 75. maddesi uyarınca taraflara açıklatılması da imkan dahilindedir. Mahkemece yapılacak iş gelen dava dilekçesini esasa kaydedip tarafları duruşmaya davet etmek iken usule aykırı nedenlerle ve tarafların hak kaybına yol açabilecek biçimde dava dilekçesinin reddi hususunda dahi bir karar verilmeksizin muhabere evrakı üzerinden dava dilekçesinin iade edilmesi usulsüz olup hukukça bir değer taşımamaktadır. 24.09.2007 tarihinde davacılar vekili tarafından askı ilan süresi içinde yöntemine uygun şekilde açılmış bir dava bulunduğuna göre sözü edilen dava dilekçesi kapsamında kalan kadastro tutanaklarının kesinleştiğinden söz edilemeyeceği gibi tutanakların kesinleştirilerek tapuya tescil edilmiş bulunmaları da hukukça değer taşımaz. Diğer taraftan, dava konusu parsellerden 224 ada 11 parsel sayılı taşınmaz hakkında askı ilan süresi içinde … … tarafından dava açılmış olup mahkemenin 2007/134 Esas numarasına kaydedilen bu dosya, davanın açıldığı tarihte henüz derdest bulunmaktadır. Bu şekilde kesinleşmemiş bulunan tutanaklar hakkında açılan davalarda da Kadastro Mahkemeleri görevlidir. Hal böyle olunca, öncelikle mahalli Tapu Sicil Müdürlüğü’ne yazı yazılarak dava konusu parsellere ilişkin tutanakların kesinleşmediğinin ve davalı bulunduklarının tapuya şerh verilmesi sağlanmalı, bundan sonra davanın esasına girilerek iddia ve savunmalar doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılmalı, ayrıca ayrı ayrı açılan davaların birlikte görülmesinin gerekli olup olmadığı değerlendirilmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılmaksızın yazılı biçimde karar verilmiş olması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de, Kadastro Mahkemesinin görevsizliğine ve talep halinde dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekirken, taraflar açısından kesin hüküm doğuracak şekilde “davanın reddine” karar verilmiş olması da isabetsiz olup, davacıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 09.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.