YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5930
KARAR NO : 2011/4616
KARAR TARİHİ : 05.07.2011
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Davalı tarafın birleşen davaya yönelik temyizi, kabulüne karar verilen 1.127,00 TL’lik bedele yöneliktir.
HUMK’un 427.maddesi hükmünde açıklanan yargı denetimine ilişkin kesinlik sınırı, 5236 sayılı Yasayla 01.01.2010 tarihinden itibaren 1.430 TL’ye yükseltilmiştir.
Temyize konu karar 04.05.2010 tarihinde ve anılan Kanununun yürürlük gününden sonra verildiğinden incelenmesi istenilen hüküm 1.430 TL olarak belirlenen kesinlik sınırı içinde kalmaktadır. Niteliği itibariyle kesin olan kararların temyiz edilmeleri halinde, temyiz istemi hakkında yerel mahkemece bir karar verilmesi gerektiği gibi yerel mahkemenin bir karar vermemesi halinde 01.06.1990 gün, 3/4 sayılı İBK uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alınarak davalı tarafın birleşen davaya yönelik temyiz inceleme isteğinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Asıl dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği ile dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere göre, davalının asıl davaya yönelik aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
3-Davalının asıl davada hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince, mahkemece davanın kısmen
kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 08.12.2010 tarih, 2010/7-530 E, 2010/636 K.sayılı ilamında vurgulandığı üzere, maddi tazminat, bir kimsenin mamelekinde iradesi dışında meydana gelen eksilmenin, eş söyleyişle maddi zararın giderilmesi için sorumlu olan şahıs tarafından yerine getirilmesi gereken edadır. Diğer bir tanımla da tazminat, borçlu tarafından yapılan ve alacaklı mamelekindeki eksilmeyi telafi eden bir edadır. Tazminat hukukunun bir ilkesi olarak, sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında oluşan eksilmeyi gidermek durumundadır. O halde, kişinin malvarlığında veya manevi varlığında ortaya çıkan eksilme olarak tanımlanan “zarar”ın oluşması, ona neden olanın tazminat yükümlülüğünü doğurur.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, “Tazminat Miktarının Tayîni” üst başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrası ile; Hâkimin, olayların özelliklerine ve durumun gereğine göre zararın miktarını tespit edeceği hükme bağlanmıştır. Hal ve mevkiin icabından amaç, somut olayın niteliğidir. Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir. Açıktır ki, hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz. Zarar miktarı tazminatın azami sınırını teşkil eder (Turgut Uyar, Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Birinci Cilt, 1990 bası, s.549). Bir başka ifadeyle, tazminat miktarı hiçbir zaman gerçek zararı aşmamalıdır. Kısaca, tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır.
Somut olaya gelince, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu, zarar görenin haksız eylem nedeniyle yaptığı gerçek masraflar göz önünde bulundurulmaksızın, davacının onarım giderleri belgelerinde yer alan miktarlar doğru kabul edilmek suretiyle düzenlenmiş olup; soyut nitelikte, denetime elverişli olmayan ve gerçek zararın varlığını ve miktarını tespit edecek nitelikte bulunmamaktadır.
O halde, davacının gerçek zararının tam ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek bir açıklıkta saptanabilmesi için mahkemece; tarafların iddia ve savunmaları ile ibraz ettikleri deliller dikkate alınarak, tarafların sıfatına bakılmaksızın, zararın niteliği, kapsamı ve miktarının, zarar görenin haksız eylem nedeniyle yaptığı gerçek masrafların belirlenmesine yönelik; dayanakları gösterilmiş denetime elverişli bir bilirkişi raporu alınması, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, gerçek zarar ilkesine uygun olmayan hesaba dayalı bilirkişi raporu esas alınarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, davalıların temyiz itirazının bu yönden kabulüne karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ :Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının birleşen davaya yönelik temyiz inceleme isteğinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının asıl davaya yönelik sair temyiz itirazının reddine, (3) numaralı bentte açıklanan nedenle kararın asıl davada davalı yararına BOZULMASINA, peşin ödenen harcın istek halinde davalıya iadesine, 05.07.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.