YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9118
KARAR NO : 2011/3453
KARAR TARİHİ : 14.04.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkili şirkete nezdinde ZMSS poliçesi bulunan, davalı şirkete ait aracın sürücüsünün %100 kusurlu ve 1.47 promil alkollü şekilde karıştığı trafik kazasında, 3.kişiye ait aracın hasarlandığını, zarar gören aracın kasko sigortası şirketine poliçe limiti dahilinde 10.000 TL hasar bedelinin ödendiğini, olayın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiğini belirterek şimdilik 10.000 TL’nin ödeme tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalı sigortalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu aracın müvekkili ile dava dışı … Yapı AŞ arasında aktedilen 10.1.2008 tarihli kira sözleşmesine istinaden kaza tarihinden önce 12 ay süreliğine adı geçen şirkete kiralandığını ve aracın teslim edildiğini, sorumluluğun kiracı şirkete ait olduğunu, kaza hasar ve müvekkili arasındaki ilişkinin ispat edilemediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava alkollü araç kullanma sırasında meydana gelen kazada, kazanın alkolün etkisinden kaynaklandığı iddiasına dayanmakta olup, kaza nedeniyle dava dışı 3.kişiye ödenen tazminatın poliçe genel şartları 4/a maddesi uyarınca davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Davacı … şirketinin davalı şirkete ait aracın ZMSS poliçesini tanzim ettiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, davalı şirket tarafından dava dışı bir şirkete, finansal kiralama sözleşmesi ile teslim edilen sigortalı aracın, anılan şirket elinde iken ZMSS genel şartlarına aykırı olarak kullanılmasından dolayı meydana gelen zarardan sigorta şirketinin, sigortalısına rücu imkanının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Finansal Kiralama Kanunu’nun 17/2.maddesi uyarınca, leasing şirketi kiralamaya konu malı sözleşme süresi içerisinde sigorta ettirmek zorundadır. Sigorta primlerini ödeme yükümlülüğü ise kiracıdadır.
2918 sayılı KTK’nun 91.maddesinde ise, işletenlerin bu Kanunun 85/1.maddesine göre, sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmalarının zorunlu olduğu düzenlenmiştir.
Finansal Kiralama şirketinin KTK’nun 3.maddesinde tanımlanan işleten sıfatını taşımadığı, aracın işleticisinin kiracı olduğu açıktır.
Ancak, KTK’nun 95.maddesinde, sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hakların zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği, ödemede bulunan sigortacının sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabileceğini öngörmektedir.
Bu durumda, davalı Finansal Kiralama şirketinin işleten sıfatını taşımaması, onun kiracısıyla arasındaki iç ilişkiye ait bir sorundur ve sigortacının trafik sigortasına dayalı olarak tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda başvurabileceği kimse, aracın gerçek işleteni kim olursa olsun sadece sigorta sözleşmesinin tarafı olan sigorta ettiren olduğu gibi Finansal Kiralama sözleşmesinin yapılmasının ardından işletenin değiştiğinden bahisle davacı … şirketine ihbarda bulunulduğu iddia ve ispat edilmiş olmamakla, davalı şirket sigorta poliçesinin ve sigorta genel şartlarının kendisine yüklediği sorumlulukları
Yerine getirmekle yükümlüdür.
O halde, davacı … ile akdi ilişki içinde bulunan davalı şirket aleyhine dava açılması doğru olup, yazılı olduğu biçimde husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiştir.
3-Kabule göre de; HUMK’nun 275.maddesi hükmü uyarınca; “mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir”. Yine, 2918 sayılı KTK’nun 48.maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97/1.maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üzerinde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir. Öte yandan, ZMSS Genel Şartlarının B.4.d.maddesinde, tazminatı gerektiren olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte, ZMSS Genel Şartlarının B.4.d.maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48.maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2.fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükme, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97.maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir. O halde hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281.maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne, aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir.
Somut olayda, davalı aracının sürücüsü 1.47 promil alkollü olarak araç kullanırken meydana gelen kazada dava dışı 3.kişi aracına çarparak hasarlanmasına sebebiyet vermiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı aracının sürücüsü Tansu Taşoğulları’nın doğrultu değiştirme ve manevraları yanlış yapma kuralını ihlalden %100 oranında kusurlu olduğu, dava dışı zarar gören araçta 11.900 TL hasar olduğu belirtilmiş; davacı sigortacının ZMSS poliçe limiti 10.000 TL’sını 3.aracın kasko sigortacısına ödediği anlaşılmıştır. Yukarıda açıklanan ilkelere göre, oluşan hasarın salt alkolün etkisi altında oluşup oluşmadığının saptanması gerekir. Bu anlamda mahkemece alınan rapor hüküm kurmaya yeterli değildir.
O halde mahkemece yapılacak iş; aralarında nöroloji uzmanı ve trafik uzmanı bilirkişilerden oluşacak bilirkişi kurulundan, olayın oluş şekli, yol ve hava durumu ve dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilip, kazanın
münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşip, gerçekleşmediğinin, başka unsurların da etkili olup olmadığının tesbiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli rapor alınarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı … Oyak Sigorta AŞ vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 14.4.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.