YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2021/450
KARAR NO : 2022/1048
KARAR TARİHİ : 28.06.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, evli olduğunu bildiği hâlde müvekkilinin dava dışı eşiyle birlikte olduğunu, bu süreçte müvekkilini arayarak eski eşin kendisini sevdiğini söyleyip, “istenmediğin evde niye kalıyorsun, her şeyi bırak git, boşanın biz evleneceğiz” diyerek ağza alınmayacak küfür ve hakaretlerde bulunduğunu, boşanmaya zorlamak için ilişkilerini eski eşi ile yaşadığı müşterek konuta kadar taşıdıklarını, 30.06.2011 tarihinde eski eş tarafından müvekkilinin ve ablasının telefonuna gönderilen mesaj ile eski eşinin hafta sonunu davalı ile müşterek konutlarında geçirdiğini anladığını, müşterek evin banyo ve yatağında üçüncü şahsa ait saç tellerini bulduğunu, tüm haksızlıklara rağmen müvekkilinin evliliğini kurtarmak için elinden geleni yaptığını, ancak eski eşin boşanma davası açması üzerine müvekkilinin de karşı boşanma davası açtığını, bu davada davalı ile eski eşin birlikte olduğu otel ve cep telefonu kayıtlarının sunulduğunu, evli olduğunu bildiği hâlde davacının kocası ile ilişki yaşayan, evliliği sona erdirmek için davacıyı tehdit edip, aşağılayan, hakaret ve küfür eden davalının bu ahlâka aykırı tavır ve davranışları nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını ileri sürerek 50.000TL manevi tazminatın 27.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacının eski eşinin uzun yıllardan beri yakın arkadaş olduklarını, evliliklerinden bir müddet sonra dava dışı eski eşin davacı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını arkadaş ve iş çevresine söylediğini, bu aşamada aralarında duygusal yakınlaşma başladığını, dava dilekçesinin tebliği üzerine dava dışı eski eşin evli olduğunu öğrendiğini, müvekkilinin kandırılması sebebiyle yaşanan olaylarda ahlâka aykırı bir davranışın söz konusu olmadığını, zarar ile müvekkilinin fiili arasında nedensellik bağı da bulunmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.10.2015 tarihli ve 2014/236 E., 2015/291 K. sayılı kararı ile; davalının, davacı ile eski eşinin evlilik birliğinin devamı sırada evliliğin devam ettiğini bilmesine rağmen birlikte olduğu, davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 49. maddesine dayalı açılmış olması karşısında davalının, ahlâka aykırı bir fiille kasten davacıyı zarara uğratmak maksadıyla hareket ettiği ve davacının manevi olarak zarar görmesine neden olduğu, bu nedenle Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) ilgili hükümlerinin değil TBK’nın ilgili hükümlerinin olayda uygulandığı gerekçesiyle 15.000TL manevi tazminatın 27.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.12.2018 tarihli ve 2016/315 E., 2018/8320 K. sayılı kararı ile; “…Dava konusu uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunup bulunmayacağı hususundadır.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E. – 2018/7 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; TMK 185/3 maddesinde düzenlenen sadakat yükümlüğü, evlilik sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, ihlal edilmesi durumunda yalnızca sözleşmenin taraflarının yani eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nisbi hak niteliğindedir. Yani mutlak bir hak mahiyetinde olmadığı için, herkese karşı ileri sürülemez.
Davacı, kişilik hakkı ihlallerini düzenleyen genel hükümlere yani TMK’nun 24-25 ve TBK’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin temel düzenlemesi olan 49/1 (BK. 41/1) ve kişilik değerlerinin zedelenmesine ilişkin TBK 58. (BK 49.) maddelerine de dayanamaz. sözkonusu yasa maddeleri gereğince haksız fiil sorumluluğundan söz edilebilmesi için, diğer şartların yanında ayrıca zarara sebep olan fiilin hukuka aykırı olması yani emredici bir hukuk normuna aykırı olması gerekir. Somut olayda, eş olmayan davalı yönünden fiilin hukuka aykırılık şartı gerçekleşmemiştir.
Müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin de uygulanması mümkün değildir. Zira, TBK’nun 61. (BK 50.) maddesinde birden fazla kişinin ortak kusurlu davranışları nedeniyle bir zarara yol açmaları durumunda müteselsil sorumluluğun sözkonusu olacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda sorumluluğa gidilebilmesi için, aldatan eş ile birlikte olan davalının fiilinin de hukuka aykırı olması gerekir. Davalının dava dışı eş ile birlikteliği şeklindeki davranışı, aldatılan eş yönünden haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğinden, müteselsil sorumluluk esasına göre de sorumluluğuna gidilemez.
Aldatılan eş yansıma yoluyla zarara uğradığını da iddia edemez. Zira, üçüncü kişinin aldatan eşe karşı herhangi bir hukuka aykırı eylemi ve verdiği herhangi bir zarar bulunmadığından, yansıma yoluyla istenebilecek zarar da sözkonusu olamaz.
TBK’nun 49/2 (BK.41/2) maddeleri gereği, fiilin emredici bir norma değil de sadece ahlaka aykırı olması durumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kastıyla yani somut olayda, davalının davacı aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir. Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir.
Şu durumda; açıklanan yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun yukarıda anılan kararı uyarınca yerel mahkemece, evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle bozma nedenine göre davacının temyiz itirazları incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
9. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.07.2020 tarihli ve 2020/112 E., 2020/225 K. sayılı kararı ile; dava dilekçesinde iki nedene dayalı manevi tazminat isteminde bulunulduğu, ilk olarak evlilik birliği devam ederken, davalının evli olduğunu bildiği diğer eşle ilişki yaşadığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemi Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun (YİBBGK) 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E. – 2018/7 K. sayılı kararı uyarınca yerinde değil ise de davacının bu iddia dışında dava dilekçesinde, cevaba cevap dilekçesinde ve aşamalarda “…müvekkile ağza alınmayacak küfür ve hakaretlerde bulunmuştur…”, “…müvekkili evliliği sona erdirmek için tehdit eden aşağılayan, çeşitli hakaret ve küfürler eden davalı ……” şeklindeki beyanlar ile boşanma için müvekkilini defalarca arayarak baskı yaptığı, müşterek eve rıza dışı girdiğine ilişkin iddialar kapsamında da manevi tazminat talebinde bulunduğu, aldatma eylemi ile bağlantılı olarak üçüncü kişinin, aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlâl etmesi, özel yaşamına müdahale etmesi, sır alanına girmesi, ele geçirdiği bazı özel bilgileri ifşa etmesi, kullandığı söz ve diğer ifadeler ile onur ve saygınlığını zedelemesi gibi durumlarda hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşeceğinin içtihadı birleştirme kararında da kabul edildiği, dolayısıyla bu iddiaların da değerlendirilmesi gerektiği, … Aile Mahkemesinin boşanma dosyası, tanık anlatımları, telefon kayıtları, davacının haksız fiile ilişkin açıklamaları davalının davacıyı sık sık arayarak özel yaşamına müdahale ettiğine ve davacının müşterek konutuna girdiğine ilişkin iddialarını destekler nitelikte olduğu, bu durum kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinden manevi tazminat isteminin bu yönden yerinde olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; evlilik birliği devam ederken, eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı davacı kadın tarafından açılan eldeki davada dava dilekçesinin kapsamı itibariyle ileri sürülen iddiaların kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
12. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir.
IV. GEREKÇE
13. Bilindiği üzere direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkemece bozma kararından esinlenerek yeni bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar verilmeli; gerekçe önceki karara göre genişletilebilir ise de değiştirilmemelidir.
14. Başka bir anlatımla, mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanmak veya bozmadan esinlenmek suretiyle gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
15. Somut olayda; mahkemece ilk kararda, davacının evlilik birliği devam ederken, eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının TBK’nın haksız fiil hükümlerine göre davacıya manevi olarak verdiği zarardan dolayı sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, Özel Daire bozmasında da bu kabulden hareketle evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunup bulunamayacağı değerlendirilerek karar verildiği hâlde, direnme kararında ilk karar gerekçesine esas alınan olgu dışına çıkılarak bu defa davalının aldatma eylemi ile bağlantılı olarak gerçekleştirdiği kabul edilen davacıyı sık sık arayarak özel yaşamına müdahale etmek, hakaret, tehdit ve izinsiz şekilde müşterek konutuna girmek şeklindeki eylemlerinin kişilik haklarına saldırı oluşturduğu, dolayısıyla aleyhine hükmedilen manevi tazminatın yerinde olduğu gerekçesiyle direnilmiştir.
16. Bu durumda, mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; ilk kararda tartışılıp, değerlendirilmemiş yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.
17. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye aittir.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Taraf vekillerinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince kararın taraflara tebliğine ilişkin işlemlerin yerine getirilmesine, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Özel Daireye gönderilmesine,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.