YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1179
KARAR NO : 2022/3978
KARAR TARİHİ : 18.05.2022
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce mahkeme kararının bozulmasına dair verilen karara Mahkemece uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne ilişkin verilen karar, süresi içinde tereke temsilcisi vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar, mirasbırakan …’in paydaşı olduğu 4277 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 4/5 payını davalıya satış işlemi ile devrettiğini, ancak temlikin hile nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tescile karar verilmesini istemişler, davacı … 16.10.2017 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini, 14.11.2017 tarihli dilekçesi ile de feragatten vazgeçtiğini bildirmiş, bozma sonrası yapılan yargılamada davacılar tüm mirasçılar adına dava açtıklarını beyan etmişler ve davacı … 05.03.2021 havale tarihli dilekçesi ile davasından vazgeçtiğine dair yeniden beyanda bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı, taşınmazı bedeli karşılığı satın aldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, hile hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davalarda pay oranında istekte bulunulamayacağı, terekeye temsilci atanmış olmasının da eksikliği gideremeyeceği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve tereke temsilcisi vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2. İstinaf Nedenleri
Davacılar ve tereke temsilcisi vekili istinaf dilekçesinde özetle; her ne kadar dava dilekçesinde tescil talebi miras payları oranında istenilmiş ise de, talebin, esasen tüm mirasçılar için yapıldığını, kaldı ki, yargılama sırasında tereke temsilcisinin de davaya katıldığını ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasını istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.06.2018 tarihli ve 2018/430 E., 2018/979 K. sayılı kararıyla; hile hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davalarda pay oranında istekte bulunulamayacağı benimsenerek karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle davacılar ve tereke temsilcisi vekilinin istinaf başvurunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve tereke temsilcisi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Bozma Kararı
Dairenin 24.10.2013 tarihli ve 2013/11164 E., 2013/14584 K. sayılı kararıyla; “..Mahkemece öncelikle davanın terekeye iade istekli olarak açıldığı düşünülerek dava dışı mirasçıların olurlarının alınması veya terekeye temsilci atanması için davacılara süre verilmiş, Elazığ 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/457 Esas sayılı dosyasında verilen 07.06.2016 tarihli karar ile mirasbırakan …’in terekesine … … tereke temsilcisi olarak atanmış, tereke temsilcisi tarafından davacılar vekiline vekalet verilmiş, mahkemece yargılamaya devam olunarak sonrasında dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Ancak dava dilekçesinin içeriğinde davacılar adına, sonuç kısmında ise açıklama yapılmadan “miras payı oranında” tescil istendiği gözetildiğinde, isteğin davacıların payına mı, yoksa tüm mirasçıların adına mı yönelik olduğunun HMK’nın 31. maddesi gereğince açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Hal böyle olunca, dava dilekçesinde sonuç istek yönünden çelişki bulunduğu gözetilerek davacıların isteklerinin açıklattırılması ve sonucuna göre bir karar vermesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde kararı verilmesi doğru değildir….” gerekçesi ile Mahkeme kararı bozulmuştur.
3. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 23.03.2021 tarihli ve 2020/435 E., 2021/76 K. sayılı kararıyla; Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın … … yönünden feragat nedeniyle reddine, diğer davacılar yönünden ise her ne kadar satışın gerçeği yansıtmadığı, mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olarak yapıldığı ifade edilmiş ise de, özellikle dinlenen tanık beyanları, murisin devam eden ortaklığın giderilmesi davasındaki pay bedellerini ödemek amacıyla dava konusu taşınmazı sattığı, bu hususun dava tarihleri, SHM dosya içerikleri ile örtüştüğü, işlem tanıklarının beyanları ile de bu hususların örtüştüğü, bu durumda muvazaadan söz edilemeyeceği gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde tereke temsilcisi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Tereke temsilcisi vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya karşı çıkan … ve … …’ın mirasbırakan …’in mirasçıları olduklarını, yapılan satışla onların çocuklarının menfaat sağladığını, işlemin muvazaalı yapılmasına bunların sebep olduğunu, bu yüzden davaya katılmadıklarını, taşınmazın gerçek değeri ile tapudaki değeri arasında fahiş fark bulunduğunu, bedelin devam eden ortaklığın giderilmesi davasında mirasbırakanın aldığı yerler için ödendiğinin ispatlanamadığını, mirasbırakanın bankada 255.000 TL’si bulunduğunu, bununla satış bedelini ödediğini, başka taşınmazlarının olduğunu, değerli taşınmazın değerinden aşağı satılmasının mirasbırakanın aldatılarak satış yapıldığının kanıtı olduğunu, satış ve ölüm arasında kısa süre olmasına rağmen terekeden paranın çıkmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
3.Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
HMK’nın 140/3 maddesinde; “Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.”
TBK’nın 36. Maddesinde; “Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.” hükmü düzenlenmiştir.
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Dava dilekçesi ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre, dava hile hukuksal nedenine dayalı olarak açılmış, ilk Derece Mahkemesince HMK’nın 140/3. maddesi gereğince ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığın hile hukuki nedenine dayandığı belirlenmiş, bu belirleme üzerinden tahkikat yürütülmüştür.
3.3.2. Ne var ki, bozma sonrası yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince hukuki nitelendirmede hata yapılarak muris muvazaası hukuki sebebi üzerinden gerekçe oluşturulmuştur.
3.3.3. Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunu’nun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
3.3.4. Hal böyle olunca; tarafların tüm delilleri toplanarak TBK’nın 39. maddesi gereğince davanın öncelikle hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığının belirlenmesi hak düşürücü süre içerisinde açılmış olması halinde yukarıdaki ilkeler uyarınca inceleme ve değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı hukuki nitelendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
3.3.5. Öte yandan kabule göre de; terekeye iade istekli açılan davalarda terekeye temsilci atandıktan sonra davacı mirasçılardan birinin ya da birkaçının feragatinin sonuç doğurmayacağı gözetilmeden davacı … yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi de isabetsizdir.
VII. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle, tereke temsilcisi vekilinin değinilen yönden yerinde bulunan temyiz itirazının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371/1-a maddesi uyarınca Elazığ 3. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren Elazığ 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 18/05/2022 tarihinde oybirliğiyle kesin olmak üzere karar verildi.