Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2009/7560 E. 2010/1933 K. 04.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7560
KARAR NO : 2010/1933
KARAR TARİHİ : 04.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkiline kasko sigortalı … plakalı aracın, tamir için bırakıldığı davalıya ait işyerinden çalındığını belirterek, aracı korumak için gerekli önlem ve tedbirleri almayan davalıdan sigortalıya ödenen 29.720.000.000 TL’nin 30.01.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiş, çalınan aracın bulunması ve sigorta tarafından 19.050,00 TL’ye satılması üzerine, 19.050,00 TL.’lik bölümle ilgili olarak davanın konusu kalmadığından kalan 10.670,00 TL’nin tahsilini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, kusura itiraz ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, hırsızlık olayının meydana gelmesinde, davalının herhangi bir kusurunun ve ihmalinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Davacıya kasko sigortalı aracın, sigortalı tarafından davalının işyerine tamir edilmesi için bırakıldıktan sonra çalındığı anlaşılmaktadir. Olayın oluşuna göre, davacının sigortalısı ile davalı arasında Borçlar Kanununun 463. maddesinde tanımlanan vedia sözleşmesi kurulmuştur. Bu sözleşme ile saklayıcı, saklatanca kendisine bırakılan taşınır malı kabul etme ve onu güvenli bir yerde koruma borcu altına girer. Emanet alan, vedianın zarara uğramasını ve yok olmasını engelleyecek önlemleri almak ve vediayı özenle saklamak zorundadır. Davalı, kendisine güvenerek gelen müşterilerini her türlü tehlikeye karşı korumak üzere gerekli önlemleri almak zorunda olup, bunu yapmadığı takdirde meydana
gelen zararlardan sorumludurlar. Yani davalı üzerlerine düşen tüm dikkat ve itinayı gösterse dahi bu hasarın meydana geleceğini ispat etmediği takdirde meydana gelen zararı ödemekle yükümlüdür.
Somut olayda, davalı ses ve ışıklı alarm tesisatı kurmakla, araçların anahtarlarını dayanıklı bir yerde kilit altında bulundurmakla ve bunun gibi çeşitli önlemler almakla gerekli özen ve dikkati göstererek aracın çalınmasını önleyebilirdi. Mahkemece yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda işyerinde alarm sisteminin olmadığı, araçların anahtarının dayanıklı ve kilitli bir yerde bulundurulmadığı daha önceden kırık olan camın değiştirilmediği anlaşılmıştır. Davalı aracın güvenli bir şekilde muhafazası için üzerine düşen dikkat ve özeni gösterdiğini kanıtlayamamıştır. Davacı oluşan zararı istemekte haklıdır.
Mahkemece, dava konusu aracın muhafazası için gerekli güvenlik önlemi almayan davalının yanlış değerlendirme ile kusurunun olmadığından söz edilerek, davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 04.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.