Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2009/10740 E. 2010/2166 K. 11.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10740
KARAR NO : 2010/2166
KARAR TARİHİ : 11.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı … ve …’nun müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borçlarına yetecek haczi kabil mallarının bulunmadığını, ancak kendilerine ait 4 parça taşınmazı doğrudan davalı …’a, 1 parça taşınmazı önce kendi yakınları olan davalılar … ve …’na onlardan yine davalı …’a, 4 parça taşınmazı cebri icradan … ’na ondan da …’a sattıklarını, 29 parça taşınmazı ise üçüncü kişilerden satın alıp davalı … adına tescil ettirdiklerini öne sürerek yapılan tasarrufların iptali ile kendilerine cebri icra yapma yetkisi verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında bir kısım taşınmazı …’den satın alan … davaya dahil edilmiştir.
Davalı … davaya cevap vermemiş, diğer davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava konusu 2106 ve 2258 sayılı parsellerin mal kaçırmak amacı ile satılmış olduklarından ve taşınmazlar 4. kişilere satıldıklarından 2106 sayılı parsel için 45.281.34 TL., 2258 sayılı parsel için 40.250.08 TL.nin 04.07.2006 tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte …’un sorumlu tutulmasına, diğer taşınmazlarla ilgili davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1)Dava ve tasarrufa konu edilen 2495, 2513, 2514 ve 2576 parsel sayılı taşınmazların borçlu davalılardan …’nun elinden cebri icra yolu ile çıkmış olmasına, bu taşınmazlarla ilgili olarak borçlu davalının kendi iradesi ile bir tasarrufunun söz konusu olmamasına ve kararda yazılı diğer gerekçelere göre davacı vekilinin 2495, 2513, 2514 ve 2576 sayılı parsellere ilişkin temyiz itirazlarının reddine,
2)Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava İİKnun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir.
Anayasa’nın 141.maddesinde mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı açıklanmış, aynı zorunluluk HUMK.nun 388. maddesinde de düzenlenmiştir. Bu maddede hakimin uyuşmazlık konusu olan olay hakkında tüm kanıtları toplaması, tartışması, bu kanıtlardan hangisine değer verdiğini, kanıtlardan hangisine değer vermediğinin nedeni, hangilerini üstün tuttuğunun dayanaklarını değerlendirdikten sonra bir sonuca varmasının zorunlu ve gerekli olduğu vurgulanmıştır.
Zira böyle bir yöntemin izlenmesi durumunda ancak kararın gerekçeli olduğu kabul edilebilir. Hükmü kuran hakimin böyle bir yöntemi izlemesi halinde maddi olgularla hüküm fıkrası arasında bir bağlantı kurulmuş olabilecektir. Ayrıca gerekçe sayesinde kararın doğruluğu denetlenmiş ve davanın tarafları tatmin ve inandırılmış olacaktır. Tüm bunlardan başka adil bir yargılamanın yapıldığı sonucuna varılacaktır. Yerel mahkeme kararında öncelikle belirtilen bu hükümlere uyulmamış, mahkeme gerekçesi eksik ve yetersiz bulunmuştur. Ayrıca İptal davasından maksat İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazıldığı gibi alacağın tahsilini temin için borcun doğumundan sonra yapılan tasarruflarının butlanına hükmettirmektir. Bu davanın önkoşulu ise, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunmasıdır. Ön koşulun bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddede akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler,
borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. Ayrıca bir kimsenin borçları nedeniyle malvarlığını alacaklılardan kaçırmak amacı ile bedeli kendisi tarafından ödenmiş bir malı başkası adına tescil ettirmesi halinde de satın alınan malın bedeli borçlunun mal varlığından çıkmış fakat karşılığı olan mal kendi malvarlığına girmemiş olduğundan kapsam ve niteliği itibariyle borçlunun tasarrufu olup şartlarının oluşması halinde alacaklı davacıya bu mal üzerinden İİK.nun 283. maddesi uyarınca alacağını tahsil imkanı tanınabilir. Somut olayda tasarrufa konu olan taşınmazların bir kısmı doğrudan borçlu tarafından 3.kişi konumunda olan davalı …’a satıldığı bir kısım taşınmazların ise bedeli borçlu davalılar tarafından ödendiği, ancak davalı … adına tescil edildiği ileri sürüldüğü halde bu yönde bir araştırma yapılmamıştır. Bu durumda davalı … ile borçlu davalılar … ve … arasında akrabalık, arkadaşlık, iş ortaklığı ve komşuluk gibi bir yakınlığın olup olmadığının araştırılması, …’nin bu kadar çok sayıda taşınmazı bir birine yakın tarihlerde satın alabilecek ekonomik gücünün olup olmadığının ve bu durumun hayatın olağan akışına uygun olup olmadığının araştırılarak irdelenmesi, davada İİK.nun 278,279 ve 280. maddelerde yazılı iptal koşullarının oluşup oluşmadığının tartışılması, ondan sonra toplanan ve toplanacak olan tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile ve eksik araştırma sonucu davanın kısmen reddine karar verilmiş olması doğru bulunmamıştır.
2)Davalı …’un temyiz itirazlarına gelince; İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptaline ilişkin davalarda iptal davasına konu olan malın üçüncü kişinin elinden çıkmış olması ve malı elinde bulunduran kişinin kötüniyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde üçüncü kişi hakkında malın elinden çıktığı tarihteki değerine hükmedilir ve bu durumda mahkemece ayrıca faize hükmedilmez. Somut olayda dava ve temyize konu olan 2106 ve
2258 parsel sayılı taşınmazların üzerindeki ipoteklerle birlikte borçlu davalı … tarafından davalı …’a satıldığı, ondanda cebri icra yolu ile yapılan satış sonucu dava dışı 3. kişiye intikal ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda taşınmazların borçludan satın alan …’nin elinden çıkmış olması nedeniyle elinden çıktığı tarihteki gerçek değeri üzerinden tazminata hükmedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamakta ise de taşınmazların hangi icra dosyasından dolayı satılmış olduğu belirlenmemiştir. Bu nedenle mahkemece 2106 ve 2258 sayılı parsellerin satışlarının yapıldığı icra takip dosyasının getirtilmesi, taşınmazlar borçlu davalının borcu nedeniyle konulan ve satış sırasında taşınmazlar üzerinde bulunan ipotek borcundan dolayı satılmış olması halinde satış bedelinden arta kalan miktar oranında üçüncü kişinin sorumlu olacağının düşünülmesi, satış bedelinden geriye para kalmaması halinde davanın bu taşınmazlar yönünden konusuz kalacağının, ayrıca tazminata hükmedilecek olması halinde bu tazminata faiz yürütülemeyeceğinin düşünülmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile eksik inceleme sonucu davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması da doğru bulunmamıştır.
SONUÇ : Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle dava ve temyize konu edilen 2495, 2513, 2514 ve 2576 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile bu parsellere ilişkin hükmün ONANMASINA, (2)nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılardan … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 1,55 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı … ‘a geri verilmesine 11.3.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.