Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2009/8412 E. 2010/2674 K. 25.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8412
KARAR NO : 2010/2674
KARAR TARİHİ : 25.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkili şirkete kasko sigortalı, davalı şirkete ait aracın çalındığı ihbarı üzerine 27.000 TL araç bedelinin davalı tarafa ödendiğini, daha sonra aracın 17.11.2007 tarihinde trafik polislerince yapılan kontrolde araç sürücüsünün alkollü olduğunun tesbiti üzerine trafik ekiplerince bağlandığının öğrenildiğini, bilahare aracın Küçükçekmece otoparkına çekildiğini yediemin ve araç getirme ücreti olarak 2.782.10 TL ödeme yapıldığını belirterek 27.000 TL araç bedeli ile 2.782,10 TL’nin ödeme tarihlerinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, 9.3.2009 tarihli ıslah dilekçesinde aracın 3. kişiye satış nedeniyle 12.056 TL satış bedelinin mahsubu ile bakiye 14.944 TL araç bedeli ile 2.782,10 TL masrafın avans faizleri ile davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili müvekkiline ait aracın çalındığını, işlemler sonucunda aracın mülkiyetinin davacıya geçtiğini araç bedelinin müvekkiline ödendiğini, kusur ve sorumllukları bulunmadığını, araç görevlilerce durdurulduğunda sürücüsünün yakalanmadığını ve kimlik tesbiti yapılmadığını, sürücünün alkollü olduğuna dair beyanın soyut olduğunu, aracın mülkiyetinin müvekkili şirkete geçirilmesi masrafları ile bu süre içinde mahrum kalınan gelir kaybının karşılanması koşulu ile araç bedelinin ödeneceğini davacı şirkete ihtar ettiklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü ile 14.9444 TL kasko tazminatının 15.2.2008 tarihinden 2.782,10 TL alacağın dava tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı şirket vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen A/1 maddesine göre gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya araç kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile 3.kişilerin kötüniyet veya muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan TTK’nun 1282.maddesi uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı yasanın 1281.maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.
İlkeler yukarıda açıklanan şekilde olmakla birlikte sigortalı Kasko Poliçesi Genel Şartlarının 1.5 maddesi ve TTK 1292/3.maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkca aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan rizikonun teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat külfeti yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfeti sigortalıya geçer.
Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında, olayın sigorta poliçesinin yürürlükte olduğu sırada meydana geldiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı vekili, davalı sigortalının aracının çalındığını ihbar etmesi nedeniyle araç bedelinin sigortalıya ödendiğini daha sonra aracın çalınmadığının, alkollü sürücü yönetiminde iken 17.11.2007 tarihinde trafik polislerince yapılan kontrolde yakalanarak otoparka çekildiğinin trafik ekiplerince bağlandığının tesbit edildiğini belirterek davalı sigortalıya ödenen araç bedeli ile aracın nakli için yapılan masrafların tahsili istemiyle bu davayı açmış, daha sonra araç davacı sigortacı tarafından 3.kişiye satıldığından satış bedeli mahsup edilerek bakiye kısım davalıdan talep edilmiştir. 17.11.2007 tarihli oto bağlama belgesinde sürücü … hakkında alkollü araç kullanması nedeniyle işlem yapıldığı ehliyeti ve ruhsatı getirinceye kadar aracın verilemeyeceği belirtilmiş, mahkemecede dinlenen tutanak tanığı sürücünün alkollü olduğunu tesbit edip, şahsın üzerinden ehliyet ve kimlik çıkmayınca aracı otoparka teslim ettiklerini, aracın sürücüsünü ehliyet ve ruhsatı getirmesi için evine gönderdiklerini, şahsın bir daha gelmediğini beyan etmiştir. Alkol nedeniyle işlem yapıldığı bildirildiği halde dosyada alkol raporunun olmadığı görülmüştür. Davalı şirkete ait aracın sürücüsü … aracı park ettikten 3-4 gün sonra baktığında aracın yerinde olmadığını gördüğünü söylemiştir.
Rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde gerçekleştiğini ispat yükü sigortacıda bulunmaktadır. Davalı sigortalının rizikonun gerçekleşme şeklini kasten ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak sigortacıya bildirdiği ispatlanamamıştır. Somut olayda davacı sigortacı rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde oluştuğu aracın çalınmadığı halde sigorta teminatı dışında sigortalının eylemlerinden sorumlu olduğu alkollü kişi ya da kişilerin yönetiminde olduğu sırada trafik görevlilerince yakalanıp oto parka çekildiğini, soyut iddialarla değil somut delillerle kanıtlanması gerekir.
Bu durumda mahkemece, davacı sigortacı tarafından hasarın teminat dışında kaldığı kanıtlanamadığından rizikonun teminat kapsamında gerçekleştiğinin kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı şirket vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı …. Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı … Yapı Ltd. Şti.’ne geri verilmesine 25.3.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.