YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/485
KARAR NO : 2010/2766
KARAR TARİHİ : 29.03.2010
MAHKEMESİ : Konya Asliye 2. Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı … aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunmadığını ileri sürerek borçlunun dava konusu taşınmazını davalı …’ye satışına ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilleri davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalılar arasında yapılan satışın muvazaalı olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.
Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış
değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK.md.281). Bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir ( Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı)
Somut olayda davalı … vekili tarafından taşınmazın tamamının satın alındığı belirtilmiş olmasına ve taşınmaz üzerinde bulunan evin … dışında başka bir kişiye ait olduğunun tapunun muhtesat hanesinde gösterilmesine göre yapılan satışta edimler arasında aşırı fark bulunduğu ve İİK’nın 278/2 maddesinde edimler arasındaki aşırı farkın bağışlama hükmünde sayılıp yapılan tasarrufun iptale tabi olduğunun ve 3. kişi … tarafından taşınmazın tasarruf tarihindeki bilirkişilerce belirlenen gerçek değerinin ödendiğinin yasal ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığı, edimler arasında fahiş farkın bulunduğu hallerde 3. kişinin iyi niyet iddiasının da dinlenemeyeceği gözden kaçırılmıştır. Buna ilaveten davalı … ile borçlu Hikmet’in komşu ve arkadaş oldukları da tanık beyanları ve cevap dilekçeleri ile sabittir. Davalı … tanıklarının beyanlarına göre davalı borçlu halen dava konusu taşınmaz üzerindeki evde oturmaya devam etmektedir. Borçlunun kira ilişkisine dair geçerli bir belge de sunulmuş değildir. Bu nedenle davalı …’nin, borçlu Hikmet’in alacaklılarından mal kaçırmak ya da alacaklılarını ızrar kastı ile hareket ettiğini bilebilecek kişilerden olduğu (İİK. 280/I) da açıktır. Hal böyle olunca yukarıdaki açıklamalar ışığında mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 29.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.