Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2019/368 E. 2022/635 K. 17.05.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/368
KARAR NO : 2022/635
KARAR TARİHİ : 17.05.2022

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Batı 3. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 07.07.2015 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 12.05.1997 tarihinde evlendiklerini, iki çocuklarının bulunduğunu, davalının öğretmen olduğunu, bu nedenle eşinin eğitim seviyesini kendisine denk görmediğini, maddi koşulları yetersiz olduğu hâlde dershane açtığını, bu nedenle aşırı borçlandığını, icralık duruma düştüğünü, eşine ve ailesine kredi çektirdiğini, bu kredileri ödemediğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, aşırı kıskanç davranışlar sergilediğini, eşine fiziksel şiddet uyguladığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, çocuklar yararına ayrı ayrı 750TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000TL maddi, 100.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı 13.08.2015 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, çok mutlu bir aile olarak yaşamaktayken davacının 21.04.2015 tarihinde ortak çocuklardan …’yi de yanına alarak “hürriyetimi kısıtlıyorsun, sevgim bitti” şeklinde söylemlerle evi terk ettiğini, davacının ev hanımı olduğu iddiasının doğru olmadığını, … Üniversitesi … vakfı bünyesinde çalıştığını, ne var ki olumsuz davranışları nedeni ile 12.06.2015 tarihinde işten çıkarıldığını, 01.08.2015 tarihinde …’da yeniden çalışmaya başladığını, tüm evlilik hayatı boyunca eşine her türlü konuda yardımcı olduğunu, liseyi dışarıdan bitirmesini sağladığını, sürücü ehliyeti aldırdığını, başını açmak istediğinde ailesine karşı destek olduğunu, sonrasında ekonomik durumlarının kötüleşmesi nedeni ile davacının eşine sevgisinin azaldığını, cinsel birliktelikten kaçındığını, son bir yıldır kendisine dokundurtmadığını, birlik görevlerini ihmal ettiğini, mesaiye kalıyorum diyerek yalan söylediğini, arkadaşları ile gezmeye gittiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesinin 31.12.2015 tarihli ve 2015/565 E., 2015/1149 K. sayılı kararı ile; erkeğin eşine psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladığı, böylece boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, …’nin velayetinin anneye, …’in velayetinin babaya verilmesine, buna uygun kişisel ilişki tesisine, … yararına 300TLtedbir-iştirak nafakası ödenmesine, … yararına iştirak nafakası takdirine yer olmadığına, kadın yararına 400TL tedbir-300TL yoksulluk nafakası ile 10.000TL maddi, 7.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 15.02.2018 tarihli ve 2016/10925 E., 2018/1963 K. sayılı kararı ile;
“… 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle ortak çocuk … 13.04.1998 doğumlu olup inceleme tarihinde ergin olduğunun anlaşılmasına göre davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Boşanma sebebiyle yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için, nafaka talep eden eşin kusurunun daha ağır olmaması ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması gerekir (TMK m. 175). Mahkemece davacı kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerekçesiyle davacı yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Davacı erkek tarafından temyiz aşamasında sunulan davacıya ait hizmet dökümünden davacının 22.06.2016 tarihinde işe girdiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece davacı kadının, çalışma durumunun araştırılarak, sürekli gelir getiren bir işte çalışıp çalışmadığı, işten ayrılmış ise ayrılma sebebi, sürekli çalışıyor ise gelirinin davalı kadını yoksulluğa düşmekten kurtarıp kurtarmayacağı değerlendirilmek ve gerçekleşecek sonucu uyarınca yoksulluk nafakası talebi hakkında hüküm kurulmak üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Ankara Batı 3. Aile Mahkemesinin 01.11.2018 tarihli ve 2018/480 E., 2018/755 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; bozma kararına esas alınan temyiz dilekçesi ekindeki belgeye göre kadın eşin karar tarihinden çok sonra 22.06.2016 tarihinde çalışmaya başladığının iddia edildiği, Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2018 tarihli içtihadı uyarınca karar tarihinden sonraya ilişkin bu tür iddiaların bozma nedeni yapılamayacağı, bu iddianın ancak TMK’nın 176. maddesinde belirtilen şartlar dâhilinde yeni bir davanın konusu olabileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda; davacı eş yararına Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde mahkemece davanın kabulüne ilişkin kurulan hükmün yeterli nitelikte inceleme ve araştırmayı kapsayıp kapsamadığı, buradan varılacak sonuca göre davacı yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların incelenmesinde yarar görülmektedir.
13. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi ile “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 1998/688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 2007/275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424 E., 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
14. Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk, Turgut/Ateş, Derya; Aile Hukuku, C. 2, İstanbul 2019, s. 302).
15. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünüldüğünden, yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek olamaz. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlaki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir. Dolayısıyla boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacını taşıyan yoksulluk nafakası, hiçbir surette nafaka yükümlüsüne yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmamalıdır.
16. Eldeki davaya gelince; Mahkemece, kadın eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceği kanaatine varılarak yoksulluk nafaka talebinin kabulüne karar verildiği, Özel Daire tarafından ise dosyada mevcut davacıya ait hizmet dökümünden kadın eşin 22.06.2016 tarihinde işe girdiğinin anlaşılması karşısında, bu çalışma durumunun araştırılması, sürekli ve düzenli gelir getiren bir işte çalışıp çalışmadığı, çalışıyor ise elde ettiği gelirin kendisini yoksulluğa düşmekten kurtarıp kurtarmayacağının belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Mahkemece; karar tarihinden sonraya ilişkin iddiaların bozma nedeni yapılamayacağı gerekçesiyle direnilmiştir.
17. Yoksulluk nafakasının şartları TMK’nın 175. maddesinde belirtilen hususların öğreti ve yargısal uygulamalar ile yorumlanması sonucunda şekillenmiştir. Maddeye göre boşanma sonucu yoksulluğa düşecek olan eşin diğer taraftan nafaka isteyebileceği düzenlenmiştir. Buna göre, yoksulluk nafakası, boşanmanın gerçekleşmesine bağlıdır. Boşanma davası sırasında talep edilen yoksulluk nafakası, boşanmanın fer’î niteliğinde olduğu için boşanmanın gerçekleşmesi şarttır.
18. Dolayısıyla yoksulluk nafakasının talep edilebilmesi için boşanma olgusunun gerçekleşmesi arandığından, yoksulluğun doğup doğmayacağı da boşanmanın gerçekleşeceği dönem itibariyle incelenmelidir. Zira yoksulluk nafakası, boşanmanın kesinleştiği tarihten sonraki dönem için geçerlidir. Diğer bir ifadeyle yoksulluk nafakası boşanma kararının kesinleşmesi ile birlikte hüküm ifade edeceğinden, talepte bulunan eşin, boşanma hâlinde yoksulluğa düşmüş veya düşecek olması gerekir. Aksi takdirde, yeterli ve sürekli geliri olan eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemez. Zira yoksulluk nafakasının amacı, boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek olan ve boşanmada daha fazla kusuru bulunmayan eşin, asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Öyleyse hâkim, somut olayın özelliğine göre, boşanma kararının verildiği zamanda boşanma olgusuna dayalı olarak, eşin yoksulluğa düşeceğini öngörüyorsa yoksulluk nafakasına hükmetmelidir.
19. Her ne kadar kadın eş hakkında yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağında; ev hanımı olduğu, çalışmadığı, gelirinin ve mal varlığının bulunmadığı belirtilmişse de; gerek dava dilekçesi gerekse cevap dilekçesi kapsamından kadının çalıştığının ileri sürüldüğü ve davacıya ait SGK hizmet dökümü ile de bu iddianın birbiri ile tutarlı olduğu anlaşılmıştır.
20. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yoksulluğa düşme hâlinin boşanma davası sırasındaki duruma göre belirlenmesi gerektiğinden, mahkemece kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa yoksulluktan kurtaracak düzeyde düzenli ve sürekli bir gelirinin olup olmadığı, işten ayrılmışsa kendi isteği ile mi yoksa zorunlu olarak mı ayrıldığı hususları araştırılarak boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin tespiti ile sonucuna göre yoksulluk nafakası konusunda bir karar verilmesi gerekirken, bu konuda hatalı gerekçe ve eksik inceleme ile yoksulluk nafakası talebinin kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
21. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
22. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.05.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.