Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2010/9173 E. 2011/5181 K. 03.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9173
KARAR NO : 2011/5181
KARAR TARİHİ : 03.10.2011

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 134 ada 33 parsel sayılı 47.50 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davacı … adına tespit edilmiştir. Davacı … İdaresi, Hazine ve Kayseri Belediye Başkanlığı aleyhine dava açarak, çekişmeli taşınmazın kadastro çalışmalarında kendi adlarına tespit edildiğini, ancak Kadastro Mahkemesi’nin 1949/159 Esas sayılı dosyası nedeniyle tutanağın kesinleşmediğini, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle çekişmeli taşınmazın adlarına tescil edilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne,134 ada 33 parsel sayılı taşınmazın davacı İdare adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anaysası’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında aleni yargılama ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkı da yer almaktadır. Anılan prensiplerin amacı, yargılama sürecini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme sürecini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. Aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı; duruşmaların açık yapılması kadar, hükmün açık duruşmada tefhimini ve kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasamızın 141, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28. maddelerinde bu hususlara işaret olunmaktadır. 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 388 ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298. maddeleri, kararın “gerekçe” içermesini zorunlu kılmaktadır. Anılan maddeler uyarınca gerekçe, “iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” içermelidir. Başka bir deyişle gerekçe; hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası birbirine sıkı sıkıya bağlı olup uyumlu bulunması zorunludur. Açık duruşmada tefhim olunan hüküm fıkrasında varılan sonucun nedenlerini açıklamayan ifadelerin gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi gerekçenin farklı bir sonuca ilişkin bulunması da aleni yargılama prensibi ve hukuki dinlenilme hakkı ile doğrudan çelişmektedir. Diğer taraftan 10.04.1992 tarih 1991/7 Esas 1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Bileştirme Kararında kısa karar ile gerekçeli kararın uyumlu olması gereği öngörülmüştür. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 298/2. maddesi ile bu husus yasa hükmü haline gelmiştir.
Somut olayda mahkemece, tefhim olunan kısa kararda davanın reddine karar verildiği belirtilmişken, gerekçeli kararda, davanın kabulüne karar verilerek buna yönelik sebepler sıralanmak suretiyle çelişki yaratılmış; aleni yargılama prensibi, hukuki dinlenilme hakkı ve adalete güven ilkesi ihlal edilmiştir. Davalı … vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 03.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.