YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/10469
KARAR NO : 2013/10927
KARAR TARİHİ : 05.07.2013
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin görevsizliğine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkiline (İşyeri Sigorta Poliçesi ile) sigortalı işyerinde su borusunun patlaması nedeniyle ticari emtiada meydana gelen hasar bedelinin davacı tarafından sigortalıya ödendiğini, davalının bina maliki olarak sorumlu olduğunu ileri sürerek, 25.208,00 TL.nın ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan rücuen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, mahkemenin görevsizliğine, yasal süresi içinde başvuru halinde dosyanın görevli İstanbul Anadolu Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, işyeri sigorta poliçesine dayalı tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 22.03.1944 Tarih E. 37, K. 9, RG. 3.7.1944 sayılı kararında “Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dâva, sigorta poliçesinden doğan bir dâva değildir. Bu nedenle, halefiyet dâvası bir ticarî dâva sayılamaz. Bu dâva, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dâva gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dâva açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu dâvası için de söz konusudur” şeklinde vurgulanmaktadır.
Öte yandan, TTK’nun “Halefiyet” başlığı altındaki 1472. maddesinde “Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder.” hükmüne yer verilmiştir.6100 Sayılı HMK’nun “Sulh hukuk mahkemelerinin görevi” başlığı altındaki 4.maddesinde de “ (1) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları, b) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları, c) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları, ç) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları, görürler.” hükmüne yer verilmiştir. (1086 Sayılı HUMK’nun 8/II-1 maddesinde de dava konusu şeyin değerine bakılmaksızın, kira sözleşmesine dayanan her türlü tahliye, akdin feshi yahut tespit davaları, bu davalarla birlikte açılmış kira alacağı ve tazminat davaları ve bunlara karşılık olarak açılan davaların Sulh Hukuk Mahkemelerinde görüleceği” şeklinde benzer düzenlemeye yer verilmişti.)
Buna göre, davacı … şirketinin sigortalısının halefi olarak haksız fiil sebebiyle açtığı davada, dava dışı sigorta ettiren ile davalı arasındaki uyuşmazlığın temelindeki hukuki ilişkinin kira sözleşmesine dayanması halinde, olayda Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olacağı açıktır.
Somut olayda, mahkemece, davalının ortak binanın maliki olduğu ve 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 19/son maddesi gereğince kat malikleri diğer kat maliklerine verdiği zarardan sorumlu olacağı, aynı yasanın Ek-1. maddesi gereğince de olayda Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olacağı şeklinde hüküm kurulmuş ise de; dosya içeriğinden zararın meydana geldiği yerde kat mülkiyetinin kurulup kurulmadığı hususu belli olmadığı gibi, temyiz dilekçesinde dava dışı sigorta ettiren ile davalı arasında kira sözleşmesi bulunduğu açıklandığından, mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler ışığında uyuşmazlıktaki temel ilişkinin belirlenmesi yönünden, ilgili kayıtların getirtilmesi ile tartışılıp değerlendirilmesinden sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 05.7.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.