YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3041
KARAR NO : 2011/10110
KARAR TARİHİ : 31.10.2011
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkili şirkete ait olup davalıya kasko poliçesi ile sigortalı olan aracın kiraya verildiğini ancak hasarlı olarak aracın müvekkiline teslim edildiğini, aracın … idaresinde iken plakası alınamayan başka bir araç tarafından çarpılmak suretiyle hasarlandığını, davalı sigortanın hiçbir hukuki gerekçe göstermeden hasar bedelinin ödenmesi talebini reddettiğini belirterek, araçta meydana gelen 7.951,57 TL’lik hasar bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacı tarafın süresinde ihbar mükellefiyetini yerine getirmemiş olduğu gibi, kazaya ilişkin doğru ihbar mükellefiyetinin yerine getirilmediğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafından, sürücünün kaza yerinden neden firar ettiğinin, kaza ihbarını neden sigortacıya süresinde yapmadığının geçerli neden ileri sürülerek iddia ve ispat edilemediğinden hayatın olağan akışına göre davacının ihbar yükümlülüğünü kasten yerine getirmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigortası sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mal sigortası türünden olan kasko sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşlarında, gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyiniyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir.
Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötüniyet ve müziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, TTK. 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.maddesinde sayılan “teminat dışında kalan zararlardan” olması gerekmektedir.
Keza, Kasko Sigortası Genel Şartları B.1.5 maddesine göre, sigortalı, sigortacının isteği üzerine rizikonun gerçekleşmesi nedenlerini ayrıntılı şekilde belirlemeye, zarar miktarı ile delilleri saptamaya ve rücu hakkının kullanılmasına yararlı bilgi ve belgelerin geçikmeksizin sigortacıya vermekle yükümlüdür.
Görüldüğü gibi, ihbar yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi durumunda, müeyyidesi genel şartlarda düzenlenmediği gibi, bu husus rizikonun teminat dışında kaldığı haller arasında da sayılmamıştır. Bu halde, konunun TTK.nun 1290 ve 1292/son madde hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Buna göre, sigorta ettiren kimse kasten ihbarda bulunmamış ise, sigorta haklarını zayi edeceği, kusurunun bulunması halinde ağırlığına göre sigortacının ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde, sigorta teminatı dışında
kalan bir hususu sanki, teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği sigortacı tarafından somut delillerle kanıtlanılırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, dava konusu olaydan sonra trafik ekipleri tarafından görgü ve tespit tutanağı düzenlenmiş, sürücünün olay yerinde bulunmadığı, sigortalı araç üzerindeki hasar tespit edilmiştir. Olaydan kısa bir süre sonra sürücü … karakola giderek aracı kullananın kendisi olduğunu beyan etmiş, tanık Basri’de bunu doğrulamıştır. Bu durumda, aracın Serkan tarafından kullanıldığı anlaşılmıştır.
Ayrıca mahkemenin, davanın reddi gerekçeleri arasında davacı sigortalı tarafından davalı sigortaya geç ihbarda bulunulmuş olması da yer almakta ise de, Sigorta Poliçesi Genel Şartlarının B.1.1 maddesinde öngörülen 5 günlük ihbar süresi hak düşürücü süre değildir. Özellikle sigorta ettirenin kastının bulunmaması halinde geç ihbar nedeni ile sigorta bedelinin tenzilini gerektiren bir durumda mevcut olmadığına göre, ihbarı suresinde yapılmamış olması tek başına hasar bedelinin ödenmesine engel teşkil etmez.
O halde, davalı … tarafından, rizikonun gerçekleşme şeklinin kasten veya iyiniyet kurallarına aykırı olarak ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanamadığından, mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler ışığında hasarın poliçe teminatı kapsamında kaldığı kabul edilerek, işin esanına gidip sonucuna göre karar vermek gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 31/10/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.