YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1731
KARAR NO : 2010/3812
KARAR TARİHİ : 15.06.2010
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı … (ayrılma ile Bayraklı) Belediye Başkanlığı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların aidiyetinin tespiti ile tapu kaydına şerh verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kural olarak tespit davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır.
Sözü edilen özel koşulların İlki, tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişkinin oluşturabileceğidir. Gerçekten, tespit hükmü, hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup, olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez. Bu nedenle uygulamada, konusu yalnızca maddi vakıa yada vakıalar olan tespit davaların dinlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kural olarak maddi vakıa yada vakıalar ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler.
Özel koşulların ikincisi ise hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının hemen tespitinde hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tespit davasını düzenleyen tüm yasalarda, öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır. Öte yandan, bir hukuki ilişkinin, hemen tespitinde hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için üç koşulun birlikte olması zorunludur. Sözü edilen üç koşulu hemen açıklamak gerekirse;
a)Davacının bir hakkı veya hukuki durumunun halihazır bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olması ve sözü edilen tehlikenin yakın ve tehdidin ciddi olması gerekir.
b)Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt yada belirsizlik içinde olması, bu hususun davacı için bir zararı meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. Tehdit, objektif olarak değerlendirildiğinde, bir zarar doğurabilecek nitelikte olmalıdır.
c)Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün sonuçlarını meydana getiren, cebrî-icraya yetki vermeyen bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olması zorunlu olduğu gibi, davacının, hukuken korunma ihtiyacıda halihazırda bulunmalıdır. özellikle hukuki yarar koşulu tespit davasının açıldığı günde mevcut olmalı ve hüküm verilenedeğin varlığını’da sürdürmesi zorunludur.Açıklanan nedenle davacının, hukuki korunma (himaye) ihtiyacını, başka bir vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin, mümkün olduğu hallerde, hukuki ilişkinin mücerret tesbitinde, hukuki yararının bulunmadığı bu nedenle tespit davası açamayacağı kuşkusuzdur.
Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında “eda davası” açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Sözü edilen kuralın ayrık hali olarak “eda davası” ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamı tespit davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamından daha dar ise, “eda davası” açılması mümkün olmasına rağmen, eda davasından, bağımsız olarak ayrı bir tespit davası açılabileceği’de öğretide ve uygulamada kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; aidiyetin tespiti davasının açıldığı günde taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının bulunmadığı, ortaklığın giderilmesi davasının hükme bağlandığı, hükmün kesinleştiği ve taşınmazın satışına karar verildiği dosya içeriğiyle saptanmıştır. Hal böyle olunca davacı tarafın dava açmakta hukuksal yararının bulunmadığının kabulü gerekir. Davacı tarafın bu halde eda nitelikli sebepsiz zenginleşme davası açabileceği kuşkusuzdur
Az yukarıda genel dava şartlarından ayrık olmak üzere tespit davasına özgü koşulların mahkemece resen gözetilmesi zorunludur. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur.
Diğer taraftan; davaya konu muhtesatın kadastro tespitinden sonra meydana getirildiği, kadastro tespiti sırasında mevcut olmadığı, bu nedenle somut olayda Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmünün uygulanması imkanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Gerek yürürlükten kaldırılan 743 sayılı eski Medeni Kanun ve gerekse halen yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyeti arzın mülkiyetine tabi olduğundan muhtesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin olması düşünülemez. Bu hukuksal olgu dikkate alındığında muhtesatın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerh ve tescil edilmesi de istenemez.
Hal böyle olunca davanın tümü ile reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı … başkanlığının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, 15.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.