YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5904
KARAR NO : 2010/3745
KARAR TARİHİ : 14.06.2010
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 142 ada 212 parsel sayılı 298889.06 m2 yüzölçümündeki taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğundan söz edilerek mera niteliğiyle sınırlandırılmıştır. Davacı … tapu kaydına, miras yoluyla gelen hakka ve bağışlamaya dayanarak taşınmazın bir bölümüne dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, 142 ada 212 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi … tarafından düzenlenen 8.6.2009 tarihli rapor ve haritada (A) harfi ile işaretli 2358.75 m2 yüzölçümündeki bölümünün ifrazı ile davacı … adına tapuya tesciline, 142 ada 212 parsel sayılı taşınmazın geriye kalan 296530.31 m2 yüzölçümündeki bölümünün ise 142 ada 212 parsel sayısı ve mera vasfı ile özel siciline tesciline karar verilmiş, hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava ve temyize konu 142 ada 212 parsel sayılı taşınmazın 8.6.2009 tarihli fen bilirkişisi raporunda (A) harfi ile gösterilen kesiminin kamu malı niteliğinde mera olmadığı, tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davacı taraf yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Gerçekten davacı …’nun tutunduğu Rebiülahir 1277 yoklama tarih, 194 sayılı tapu kaydının dava ve temyize konu bölümü kapsamadığı mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen delillerden anlaşılmaktadır. Dava ve temyize konu taşınmaz kesiminin sınırlarını 142 ada 212 parsel sayılı taşınmazın dava ve temyize konu olmayan bölümlerinin oluşturduğu, taşınmazın 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edildiği belirlenmiştir. Çekişmeli taşınmaz kesimi ile sınırlarını oluşturan dava ve temyize konu olmayan kesimi arasında ayırıcı unsur olarak doğal yada yapay bir sınır yeri bulunmamaktadır. Kaldıki, bu nitelikteki taşınmazlar üzerindeki dere, tepe, hendek, çukur gibi doğal ve yapay sınır yerlerinin bulunması da mümkündür.
Hal böyle olunca dava ve temyize konu taşınmazın sınırlarını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen, dava ve temyize konu olmayan kesimine el atılarak kazanıldığının ve onun bir bölümünü oluşturduğunun kabulü gerekir.
Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz.
Öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Hal böyle olunca hükme dayanak yapılan uzman ziraatçi bilirkişinin dava ve temyize konu taşınmaz kesiminin mera olmadığı yolundaki raporunun da yasal bir dayanağı bulunmadığının kabulü gerekir.
Mahkemece bu olgular dikkate alınarak davanın tümden reddine, dava ve temyize konu taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kesiminin de 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmasına, özel siciline yazılmasına karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 14.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.