YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12819
KARAR NO : 2010/12920
KARAR TARİHİ : 24.11.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.06.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydında isim düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 30.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı temsilcisi tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapu kaydında isim düzeltilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı temsilcisi temyiz etmiştir.
Bilindiği gibi; taşınmazların, kadastro tespiti veya tapuya tescili sırasında mülkiyet ya da diğer hak sahiplerinin ad, soyadı, baba adı, cinsiyeti, doğum tarihleri gibi kimlik bilgilerinin tapu siciline eksik ya da hatalı işlenmesinden doğan kayıt düzeltilmesi davaları, kaynağını Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinden almaktadır.
Bu madde hükmüne göre; ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, re’sen düzeltilmesi mümkün olan basit yazı yanlışlıkları (adi yazı hataları) dışında, mahkeme kararı olmadıkça, hiçbir düzeltmede bulunamaz.
Belgelere aykırı yazım ve tescillerin düzeltilmesi Tapu Sicili Tüzüğünün 87. maddesinde düzenlenmiş olup; anılan maddede yer alan düzeltme işlemi, salt yargılamanın gerekmediği durumlara ilişkin bulunmaktadır.
Tapuda isim düzeltilmesi davalarında amaç, tapu kayıtlarının nüfus kayıtlarına uygun hale getirilmesidir. Bunun için de kaydının düzeltilmesi istenilen kişinin öncelikle nüfusta kayıtlı olması gereklidir. Ancak, bazı durumlarda nüfusta kayıtlı olmayan kişilerin de kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istenmektedir. Böyle durumlarda nasıl bir yol izlenmesi gerektiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararlarında belirtilmektedir.
“… Kaydı düzeltilecek kişinin nüfusta kayıtlı olmaması durumunda, tapu kaydındaki kimlik bilgilerinin düzeltilmesi olanağının bulunup bulunmadığı sorununun çözümlenmesi gerekmektedir. Bu sorunun çözümü ise, kaydı düzeltilecek kişinin bilgilerinin nüfusa kaydedilmesinin olanaklı olup olmadığı sorusuna doğru cevabın verilmesiyle mümkündür.
29 Nisan 2006 tarihinde yürürlüğe giren 25 Nisan 2006 tarih ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun amacı, 1. maddesinde de vurgulandığı gibi, kişinin doğumundan ölümüne kadar kişisel ve medenî durumuna, uyrukluğuna ve bunlarda meydana gelebilecek değişikliklere ait doğal ve hukukî olayların belirlenip saptanması ve bu amaçla düzenlenmiş kütüklere yazılmasıdır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun, konuyla ilgili “Ölüm ve Gaiplik” başlığı altında düzenlenen 31. maddesinin 4. bendinde “Ölenin kaydı yok ise yapılacak soruşturma sonunda Türk vatandaşlığı ve ailesi tespit edildiği takdirde doğum tutanağı düzenlenerek aile kütüğüne önce doğum, sonra ölüm olayı işlenir” hükmü öngörülmüştür.
Yine, Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 72. maddesinde “Aile kütüğünde kaydı olmayan kişinin ölümüne ilişkin tutanaklar resmî veya özel sağlık kurumları veya kamu kurum ve kuruluşlarının kayıtlarına dayanılarak düzenlenmişse nüfus müdürlüğünce kabul edilip işleme alınır.
Ölüm tutanaklarında yer alan bilgilere göre aile kütüğünde kaydı bulunmayan kişiler, vatandaşlık durumu düzgün olmayan kişiler kütüğüne kayıt edilerek hakkında yaptırılacak soruşturma ile Türk vatandaşı olup olmadıkları araştırılır. Türk vatandaşı olduğu anlaşıldığı takdirde, ölüm tutanağına dayanılarak nüfus müdürlüğünce resen doğum tutanağı düzenlenir. Ölen kişi bu doğum tutanağına dayanılarak aile kütüğüne tescil edilir. Daha sonra ölüm tutanağı aile kütüğüne geçirilir, vatandaşlık durumu düzgün olmayan kişiler kütüğündeki kaydı, aile kütüğü ile bağ kurularak kapatılır” hükmüne yer verilmiştir.
Bu açık hükümler karşısında; ölen kişinin nüfusta kayıtlı bulunmaması durumunda, önce doğum, sonrada ölüm olayının nüfus aile kütüğüne işlenebileceği kuşkusuzdur.
Sonuç itibariyle; tapuda isim düzeltilmesi davalarında, nüfusta kaydı bulunmayan kişinin doğum ve ölüm bilgilerinin ancak nüfusa kaydedilmesinin sağlanmasından sonra, tapu ve nüfus kaydı arasında bağlantı ve tutarlılık sağlanması mümkün olabileceğinden; bu koşul gerçekleştikten sonra, yukarıda sıralanan diğer şartların da varlığı halinde davanın kabulü yoluna gidilebilecektir…” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.07.2009 tarihli ve 2009/14-279 Esas, 2009/354 sayılı kararı)
Tüm bu anlatılanlardan sonra somut olaya gelince;
Dosya içerisindeki Nüfus Müdürlüğü yazısından, isminin düzeltilmesi istenen malikin nüfusta kaydının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bir kimsenin tapu kaydında kimlik bilgilerinin düzeltilebilmesi için nüfusta kayıtlı olması gereklidir. Bu nedenle mahkemece, öncelikle kaydının düzeltilmesi istenen kişinin yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri gereğince doğum ve ölüm kaydının nüfus kütüğüne işlenmesi hususunda davacıya gerekli ve yeterli süre verilerek, tapu ve nüfus kaydı arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandıktan sonra, sonucu çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu nüfus kaydı bulunmayan murisin isminin düzeltilmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Hüküm açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı velinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 24.11.2010 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili, yetki belgesine dayanarak açılan bu davada, dava konusu taşınmazların paylı maliklerinden “… oğlu … ” in kimlik bilgilerinden isminin “ …” olarak düzeltilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün davalı idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Daire çoğunluğu tarafından; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.07.2009 tarihli ve 2009/14-279 Esas, 2009/354 sayılı kararına da atıf yapılarak “Ölen kişinin nüfusta kayıtlı bulunmaması durumunda, önce doğum, sonrada ölüm olayının nüfus aile kütüğüne işlenebileceği, öncelikle kaydının düzeltilmesi istenen kişinin yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri gereğince doğum ve ölüm kaydının nüfus kütüğüne işlenmesi hususunda davacıya gerekli ve yeterli süre verilerek, tapu ve nüfus kaydı arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandıktan sonra, sonucu çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu nüfus kaydı bulunmayan murisin isminin düzeltilmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir” şeklindeki gerekçe ile bozulmuştur.
Tapu kaydında isminin düzeltilmesi istenen ve gerçek isminin … olduğu belirtilen kişi, davacı …’in kardeşidir. Davacı, yetkiye dayalı olarak bu davayı açmıştır.
Dava konusu taşınmazlardan 410 parsel sayılı taşınmazın Nisan 316 tarihli, 109 sayılı tapu kaydına istinaden, diğer 210 ve 261 parsel sayılı taşınmazların ise kadastro çalışmaları sırasında muris …’ten intikalen zilyetliğe dayalı olarak mirasçıları adına veraset belgesindeki payları oranında tespit ve tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Dosya içerisindeki veraset belgesine göre, … de … mirasçılarından olup alt soyu da veraset belgesinde gösterilmiştir.
Nüfus Müdürlüğü yazısında, Kaman ilçesinde 1978-1983 yılları arasında Bakanlar Kurulu kararıyla yersel yazım yapıldığı, bu tarihten önce ölenlerin nüfus kayıtlarının olmadığı, yersel yazımın sona ermesinden itibaren kayıtların kesinleşmesinden sonra aile nüfus kayıtlarında mahkeme kararı olmaksızın herhangi bir düzeltme yapılamayacağı, … ’in köyü olan … köyünde de yersel yazımın yapıldığı bildirilmiştir.
Mahkemece dinlenen tanıklar, … ’i tanıdıklarını, köyde muhtarlık da yaptığını, tapu kaydına adı geçen … oğlu … isminde birisinin olmadığını, yanlışlığın köylülerin kendisine “…” ismiyle hitabetmelerinden kaynaklandığını, dava konusu taşınmazların oğlu İsmet Yücel tarafından kullanıldığını belirtmişlerdir.
Davanın kabulüne dair yerel mahkeme kararı Dairemizin çoğunluğunca; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.07.2009 tarihli ve 2009/14-279 Esas, 2009/354 sayılı kararına da atıf yapılarak yukarıda belirtilen gerekçe ile bozulmuş ise de yerel mahkeme kararlarının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı doğrultusunda bozulması halinde uyuşmazlık çözülmüş olmamaktadır.
İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 24.03.2010 tarihli ve B050NÜV0070003.120-15688-10-101.01 sayılı yazılarında; “Nüfus Hizmetlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 72. maddesinde belirtildiği üzere; nüfusta kaydı bulunmayanların ölüme ilişkin resmi veya özel sağlık kurumları veya kamu kurum ve kuruluşlarının kayıtlarına dayanılarak düzenlenmiş herhangi bir ölüm kaydı bulunmadığı takdirde nüfus kütüklerine tescilin yapılması kanunen mümkün olmadığı” bildirilmiştir.
Bir davada olayları anlatmak taraflara, hukuki tavsif mahkemeye aittir. Davanın Davacı … ile davalı … arasında görülmekte olan ortaklığın giderilmesi davasından verilen yetkiye dayalı olarak, o davaya düzeltilmiş tapu kayıtlarının ibraz edilmesi amacıyla açıldığı anlaşılmaktadır.
Uygulamada mahkemelerce uzun yıllardır açılan bu tür davalara bakılmakta ve temyiz incelemesinden de geçen tespit kararları Tapu Sicil Müdürlüklerine götürülerek intikal ve satış işlemleri yapılabilmektedir. Çünkü davacıların bu tür davaları açmakta hukuki yararları mevcuttur.
Burada sorun, tapu kayıtları ile mülkiyet hakkına sahip oldukları halde tapu kayıtlarında intikal yaptıramadıklarından bu hakkı kullanamayan şahısların Anayasal mülkiyet haklarını kullanabilmelerinin sağlanmasıdır.
Nüfusa hiç kaydedilmeden ölen bir şahsın maliki olduğu taşınmaz hissesine kimlik bilgilerinin yazılması elbette mümkün değildir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere tapu kaydında düzeltme yapılamayacak ise ve tespit hükmü de kurulamayacaksa sorun nasıl çözülecektir?
Bozma kararı doğrultusunda davacı tarafın nüfusta kaydı bulunmayan tapu malikini nüfus siciline kaydettirmeye zorlanması halinde, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü yazısında belirtilen nedenlerle bu süreçte sonuç alma ihtimali bulunmayan tapu malikinin mirasçıları veya eldeki davamızda olduğu gibi ortaklığın giderilmesi davası devam eden ilgili şahıslar tapu kayıtları ile mülkiyet hakkına sahip oldukları halde tapu kayıtlarında düzeltme veya intikal yaptıramadıklarından Anayasal mülkiyet haklarını kullanamayacak yani çaresiz kalacaklardır.
O halde idari yoldan tapu kayıtlarında intikal yaptırılamadığından zorunlu olarak açılan bu tür davalarda düzeltme kararı verilemeyen hallerde tespit kararı verilmesi gerekli ve zorunludur.
Nitekim Yargıtay 4.Hukuk Dairesince benzer davalarda tapu maliki ile soyadı almadan ölen veya nüfus sicilinde kimlik bilgileri bulunmayan kişilerin aynı şahıs olduğunun tespitine ilişkin davaların temyiz incelemesi yapılmaktadır.
Sonuç olarak;
Soyadı Kanununun yürürlüğe girmesinden önce ölmüş olup soyadı almayan veya herhangi bir nedenle nüfus kaydı bulunmayan kişilerin nüfus siciline tescilleri ve dolayısıyla tapu kaydındaki kimlik bilgilerinin düzeltilmesi mümkün değil ise de; bu gibi durumlarda tapu malikinin davacıların murisi ile aynı kişi olduğunun ispatlanması halinde “çoğun içerisinde az da vardır” kuralı gereğince bu yönde bir “tespit kararı” verilebileceği nazara alındığında, “tapu malikinin davacıların murisi ile aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesi” şeklinde bir hüküm kurulması gerekir. Bu şekilde bir tespit hükmü kurulması usul ekonomisine de uygun düşecektir.
Davaya konu olayda artık tapu malikinin nüfus siciline tescili mümkün olmadığından ve dolayısıyla tapu kaydındaki kimlik bilgileri de nüfus kayıtlarına göre düzeltilemeyeceğinden mahkemece davacıların talepleri doğrultusunda bir tespit hükmü kurulması gerekirken kaydın düzeltilmesine karar verilmesi doğru olmamıştır. Ancak, yerel mahkeme hükmünün “davacıların talepleri doğrultusunda bir tespit hükmü kurulması gerektiği nedeniyle” bozulmasına karar verilmesi gerekirken Daire çoğunluğunca; yukarıda özetlenen gerekçe ile bozulması isabetli değildir.
Bu nedenle sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.