Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11402 E. 2010/12726 K. 22.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11402
KARAR NO : 2010/12726
KARAR TARİHİ : 22.11.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.07.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 07.05.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili, davalılar vekili, müdahil davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Bir kısım … mirasçıları davayı kabul etmiş, diğer bir kısmı ise satış vaadinin 2200 m2 yer için düzenlendiğini bildirmiştir.
Davalı üçüncü kişiler … ve … iyiniyetli tapu maliki olduklarını, davanın reddini savunmuştur.
Davaya asli müdahil olanlar, adi yazılı sözleşmelere dayanarak davacının davasının kabul edilmesi durumunda haklarının etkileneceğini belirtip, davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı ve davalılar …, …, … vekili ile davaya müdahale talep edenler temyiz etmiştir.
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapılmakla ileride yapılması taahhüt edilen akit taşınmaz mal satışıdır. O yüzden, taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri de ilerde yapılacak taşınmaz satış sözleşmesinin esaslı unsurlarını taşımalıdır. Taşınmaz satım sözleşmesinde objektif bakımdan esaslı nokta olarak tarafların adları veya temsilci ya da vekillerinin kimlikleri, satışa konu taşınmaz ve nitelikleri, semen ve hukuki sebebi resmi şekilde düzenlenecek senette yer alması gerekir. Eğer taşınmazdan muayyen bir bölümün satışı vaat olunacaksa, ileride satışı yapılacak taşınmazın tapu kütüğünde kayıtlı olan yerinin, kayıt tarihinin, ada ve parsel numarasının yazılması, satışı vaat olunan bir kısım yerin taşınmazın çapı üzerinde metrekaresi belirtilerek işaretlenip sözleşmeye eklenmesi gerekir. Sözleşmede satışı vaat olunan taşınmazla ilgili sözleşmenin ifa kabiliyeti yoksa bu gibi sözleşmeler geçerli sayılmaz. Zira sözleşme konusunun belirli olması unsuru da taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliğinde aranan temel unsurlardandır.
Somut olaya gelince; davada dayanılan ve biçimine uygun düzenlenen 25.05.1976 tarihli sözleşmede, sözleşme konusu yer 6 sayılı parselin 2400 m2’si olarak gösterilmiş, ancak bu yer taşınmazın çap kaydında işaretlenmemiştir. Bu haliyle sözleşme konusu belirsizdir. Dolayısıyla, böylesine bir sözleşmenin ifa kabiliyeti olmadığından, buna dayanılarak tescil isteminde bulunulamaz. Davanın, bu sebeple reddi usul ve yasaya uygundur.
Asli müdahillerin temyiz itirazlarına gelince;
Borçlar Kanununun 1.maddesine göre sözleşme, iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan etmeleriyle kurulur. Borçlar Kanununun 11/1.maddesi hükmüne göre de aktin sıhhati kanunda sarahat olmadıkça hiçbir şekle tabi değildir. Yasanın 22/1’deki hükmü uyarınca da bir aktin ileride inşa edilmesine dair yapılan mukaveleler geçerlidir. Ancak, Borçlar Kanununun 213.maddesinde taşınmaza dair satış vaadi sözleşmesinin resmi senede bağlanması gerektiğine değinildiğinden, gayrimenkul mülkiyetini geçiren sözleşmelerin de biçimine uygun yani resmi senede bağlı olarak yapılması gerekir. Asli müdahiller, 16.01.2002 ve 04.06.2001 tarihli adi yazılı sözleşmelere dayandığından, bu sözleşmeler geçersiz olup müdahale istemlerinin reddi açıklanan nedenle doğrudur.
Bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazları ise, reddedilen dava sebebiyle avukatlık ücreti harcı ödenen değer üzerinden hesaplandığından yerinde değildir.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriği ile yukarıda yazılan gerekçeye göre temyiz eden tarafların bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine, 22.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.