YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10039
KARAR NO : 2010/11257
KARAR TARİHİ : 25.10.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.05.2009 gününde verilen dilekçe ile paylı taşınmazda paya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ve davacı vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava konusu 1018 parsel sayılı taşınmazda davalı kardeşi ile paydaş olduğunu, tapu malikleri arasında yapılan rızai taksim sonucu kendisine düşen payın bir kısmına davalının tel çit çekerek kullanmasına engel olduğunu ileri sürerek, davalının elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı, iddia olunan taksimin yapılmadığını ve elatmasının olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı ve davalı vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, tarafların murislerinden intikal eden terekenin rızai taksimi sonucu oluşan paya elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 677. maddesi “Terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde miras payının devri konusunda mirasçılar arasında yapılan sözleşmelerin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır….” hükmünü içermektedir. Bu kurala göre rızai taksime ilişkin olmak üzere mirasçıların birbiri ile yaptığı sözleşmelerin geçerli sayılabilmesi için yazılı olması şartı bulunmaktadır.
Kuşkusuz, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına elatmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunu elatmanın önlenmesi davasıyla değil kesin sonuç sağlayacak taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözülebilir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir.
Yapılacak inceleme ve araştırma sonucu dava konusu taşınmazın bütün paydaşlarının katılması suretiyle kullanma taksimine tabi tutulduğu ve bilirkişilerin rapor ve krokilerinde belirledikleri alanın davacıya bırakıldığı saptanırsa, davalının taksimen davacıya bırakılan taşınmaza elatması haksız olacağından elatmanın önlenmesi kararı verilmeli, aksi halde payı sebebiyle davalının da taşınmazda yararlanma hakkı olacağından, elatmanın önlenmesi isteği reddolunmalıdır.
Somut olayda; dava konusu taşınmazda taraflar dava dışı kişilerle birlikte paylı maliktirler. Davacı taraf dava dilekçesi ile iddia ettiği miras payının taksimine ilişkin yazılı bir delil sunamamıştır. Yukarıda açıklandığı üzere miras payı üzerindeki anlaşmalar yazılı olmak koşulu ile geçerli olduğundan ve taşınmazda taraflar dışında malik olan kişiler bulunması nedeni ile davaya konu taşınmaz bölümünün çekişmesiz olarak davacı kullanımına bırakılan yer olduğu ispatlanamadığından davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulü doğru olmadığından hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 25.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.