YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4753
KARAR NO : 2010/12075
KARAR TARİHİ : 28.09.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıya ait aracı, noterde düzenlenen 25.06.2003 tarihli satış sözleşmesi ile 18.750 TL bedelle satın aldığını, ancak aracın Nazilli Emniyet Müdürlüğü tarafından 19.08.2003 tarihinde zapt edildiğini, araca yapmış olduğu masraflarla birlikte toplam 21.550 TL tutarında zarara uğradığını ileri sürerek, anılan miktarın 18.08.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, satışa konu aracın 05.01.2000 tarihinde … tarafından yurtdışından ithal edilip, … adına tescil olunduğunu, kendisinin de bu kişiden bedelini ödeyerek satın aldığını, bir süre sonra da davacıya sattığını, iyi niyetli olduğundan olay nedeniyle kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının, davacıya sattığı aracın zaptından Borçlar Kanununun 189.maddesi gereğince sorumlu olduğu, noter satış sözleşmesinde araç satış bedeli olarak 12.316 TL belirtilmişse de, davacının, davalıya 18.750 TL ödeme yaptığını iddia etmesi ve bu hususta davalı tarafa yemin teklif etmesi üzerine, davalı vekilinin yemin teklifini kabul etmemesi, yine araca yapılan harcama ve masraflarla ilgili teklif edilen yeminin de eda edilmemesi nedeniyle araç satış bedelinin 18.750,00 YTL, araca yapılan masrafların da 2.850,00 YTL olduğu kabul edilmek suretiyle ve taleple bağlı kalınarak, toplam 21.550 TL’nin aracın zapt tarihi olan 19.08.2003 tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Vekilin, müvekkili adına yapacağı bazı işlem ve beyanların hukuki sonuç doğurması ve müvekkili bağlayıcı olması için kendisine verilmiş dava vekaletnamesinde bu hususlarda özel yetkisinin bulunması gereklidir. Müvekkile teklif edilen “yemini kabul veya red beyanı” da bu tür özel yetkiyi gerektiren hallerdendir. Bu konuyu düzenleyen HUMK.nun 63. maddesinin son cümlesiyle, diğer özel yetkiyi gerektiren hallerden farklı olarak “yeminin kabul veya reddini selahiyet, ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunan
2010/4753-12075
meseleye ıttıla kesbettikten sonra verilebilir” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm nedeniyle salt özel yetkinin verilmiş olması yeterli görülmemekte, ayrıca bu yetkinin yemin teklif olunan konuyu müvekkilin bilmesinden sonra verilmiş olması şartı aranmaktadır. Öyle ise, hangi konuda yemin teklif edildiği, teklif edilip edilmeyeceği bilinmeden müvekkil tarafından verilen özel yetki, HUMK.nun 63. maddesi hükmüne uygun olarak verilmiş bir yetki olarak kabul edilemez. Vekil buna rağmen bu yetkisine dayanarak yemini kabul veya ret hususunda beyanda bulunursa, bu beyan yetkisiz vekil beyanı olarak benimsenip, müvekkilin onayı veya vekilden müvekkilini bilgilendirip yeniden bu konuda yetki alması istenmelidir.
Bu açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında, davacı taraf, noter satış sözleşmesinde araç satış bedeli 12.316 TL olarak belirtilmişse de, aracı 18.750 TL bedelle satın aldığını, davalıya da bu miktar ödeme yaptığını yine araca 2.850,00 YTL masraf yaptığını iddia etmiş, ancak bu iddialarını yasal delilerle ispat edememiştir. Davacı vekili, 8.10.2009 tarihli celsede, bu iddialarla ilgili davalı tarafa yemin teklif ettiklerini bildirmiş, aynı celsede davalı vekili, “biz davacı tarafın yemin teklifini kabul etmiyoruz.” Şeklinde beyanda bulunmuş, mahkemece de davalı vekilinin bu beyanına itibar edilerek hüküm kurulmuştur. Her ne kadar davalı vekilinin vekaletnamesinde teklif edilen yemini kabul veya redde dair özel yetkisi var ise de; müvekkilin, davadan önce düzenlenen böyle bir vekaletnameyle yemin konusunu bilerek özel yetki verdiğinin kabulü mümkün olmadığı gibi, davadan ve yemin teklifinden sonra da müvekkilin yemin konusunu bildiğine ve onay verdiğine dair de dosyada her hangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu durumda, yetkisiz vekilin beyanına itibar edilerek hüküm verilemez. Kaldı ki kendisine yemin teklif edilen taraf, davayı bir vekil aracılığıyla takip etse de, yemin davetiyesinin vekile değil, bizzat kendisine yemin teklif edilen asile tebliğ edilmesi yasal bir zorunluluk olup, dava konusu olayda davalıya yemin davetiyesinin çıkarılmamış olması da usule aykırıdır. Bu durumda Tebligat Kanununun 11/1 hükmü de uygulanamaz. O halde davacının yemin teklifi üzerine HUMK’nun 337. maddesine uygun olarak meşruhatlı yemin davetiyesinin bizzat davalıya çıkarılıp tebliğ edilmesi ve bunun sonucuna göre işlem yapılması, vekilin müvekkili namına yemini kabul veya red konusundaki bayanları için de az yukarda açıklanan HUMK’nun 63. maddesinde belirtilen özel yetkinin aranması gerekirken, mahkemece açıklanan hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: 1. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 290.95 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 28.9.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.