Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2009/8958 E. 2010/2582 K. 04.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8958
KARAR NO : 2010/2582
KARAR TARİHİ : 04.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat … ile davacı vekili avukat …’in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, kardeşleri davalı ve dava dışı İsmail ile birlikte 1976 tarihine kadar inşaat işlerinde ortaklık kurup çalıştıklarını, 1976 tarihinden 1997 tarihine kadar da şahsi ortak ve şirket ortağı olarak faaliyet gösterdiklerini, ortaklık kapsamında üç kardeş birlikte 9 nolu parsel üzerinde 3 katlı bina yaparak her birinin birer katını kullanmaya başladıklarını, bilahare tapusunun davalı adına alındığını , davalının hisselerini vermediği gibi kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile arsayı müteahhide vermek üzere olduğunu öğrendiğini ileri sürerek, tapunun iptali ile adına tesciline mümkün olmazsa hissesine düşen arsanın 1/3 değeri 136.983 YTL.nin yasal faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazı tamamıyle kendi kazanımları sonucu elde ettiği geliri ile satın aldığını, davacının hiç bir katkısı ve hakkının bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, tapu iptali ve tescili davasının redine, arsa payı dahil bina bedelinin 1/3 bedeli 118.291 YTL.nin dava tarihinden yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz Edilmiştir.
Dava konusu olayda davacı, davalı ve dava dışı İsmail ile birlikte inşaat işlerinde ortaklık kurup faaliyet gösterdiklerini, elde ettikleri kazançla ortak olarak dava konusu arsayı satın aldıklarını, üzerine 3 katlı bina yapıp ortak olarak kullandıklarını, sonrasında alınan tapunun davalı adına yapıldığını ve davalının ortaklıklarını inkar ederek taşınmazı müteahhide inşaat yapılmak üzere verdiğini öğrendiğini ileri sürerek, tescil, olmadığı takdirde ise tazminat istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı ise, 1970 tarihinde satın aldığı dava konusu arsa üzerine 3 katlı binanın yapılmasında davacının maddi bir katkısının bulunmadığını, yalnızca evin inşaasında işgücü olarak katkı sağladığını, davacı ile 12.1.1982 tarihinde Beta İnşaat Kollektif şirketi kurup taşınır ve taşınmaz malların sahibi olduklarını ve 1997 tarihinde de davacının hissesini kendisine devir ettiğini, dava konusu taşınmazın iktisap tarihinde aralarında kurulmuş olan bir adi ortaklığın bulunmadığını savunmuştur.
HUMK.nun 76. maddesi uyarınca davada maddi olguların açıklanması taraflara, ileri sürülen maddi olguların hukuki nitelendirilmesi ve uygulanacak yasa maddelerinin tespit edilmesi ise hakime ait bir görevdir. Davadaki ileri sürülüşe göre, davacı tarafından varlığı iddia edilen bu sözleşme ise, Borçlar Kanununun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık sözleşmesi olup, uyuşmazlığın da adi ortaklık hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Borçlar Kanununun adi ortaklığa ilişkin 520 ve onu izleyen maddeleri gereğince adi ortaklığın kurulabilmesi için yazılı şekil gerekli olmayıp, adi ortaklık sözleşmesi sözlü olarak da yapılabilir. Somut olayda taraflar arasında iddia edildiği gibi sözlü bir ortaklık ilişkisinin bulunması halinde, adi ortaklığın kendine özgü yapısı gereğince ortaklar, diğer sözleşmelerden farklı olarak emek ve sermayelerini ortak bir amaç doğrultusunda birleştirdiklerinden, ortaklardan birinin diğer ortağa ortaklık konusu taşınmazın mülkiyetini geçirme borcu altına girmesi hukuken mümkün ve geçerlidir. (Bkz. Yargıtay HGK.nun 1991/13-76 esas 1991/199 karar ve 10.4.1991 tarihli kararı) Tapulu taşınmazlar için öngörülen resmi şekil şartı ise, ancak tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin sermaye olarak ortaklığa konulması için aranmaktadır.
Buna göre , dava konusu olayda davacı, adi ortaklık sözleşmesinin varlığının ispatı halinde, ortaklık faaliyeti sonucu elde edilen söz konusu taşınmazın kendisi adına tescilini veya aynı taşınmazların rayiç bedellerinin ödetilmesini talep edebilecektir. Ne var ki davalı, davacı ile aralarında iddia edildiği gibi bir sözleşme bulunmadığını
savunarak, akdi ilişkiyi inkar etmiştir. Bu durumda davacı, söz konusu akdi ilişkinin varlığını yasal delillerle ispat etmekle yükümlüdür. Davacı ile davalı kardeş olup, HUMK.293/1 maddesi gereğince olayda tanık dinlenebilir. O halde mahkemece, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda gösterecekleri tanıklar dinlenip, diğer delillerle birlikte değerlendirilmek suretiyle ayrıca adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından açılacak böyle bir davanın bütün ortakların davada taraf olması zorunluluğu da gözetilerek, dava dışı ortak hakkında dava açılması ve bu davayla birleştirilmesi sağlanıp sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA,750,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 4.3.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.