Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/10224 E. 2012/4853 K. 29.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10224
KARAR NO : 2012/4853
KARAR TARİHİ : 29.03.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi davacılar vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava 24.08.2007 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının maddi tazminat istemi atiye bırakıldığından karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat istemlerinin ise davalı … bakımından poliçe limitleriyle sınırlı olmak üzere kısmen kabulüne karar verilmiş ve bu karar davacı ve davalı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.Yerel mahkemenin kararı aşağıda açıklanan nedenlerle hatalı olmuştur.
1-İş kazası sonucu ölüm nedeniyle hak sahipleri tarafından açılan tazminat davalarında öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığı, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin hükme en yakın tarihteki peşin sermaye değerinin hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre belirlenen tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
5510 sayılı Yasa’nın 13. maddesinde İş kazasının 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5. maddesi kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile bildirilmesinin zorunlu olduğu, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde bu sürenin iş kazasının öğrenildiği tarihten başlayacağı, Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık İş Müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabileceği, 5510 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde ise iş kazasına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanacağı bildirilmiştir.
Somut olayda iş kazası olduğu iddia olunan olayla ilgili olarak kaza bildirim formu düzenlendiği görülmekte ise de bu formun Kurum’a verilip verilmediği giderek Kurum tarafından olayın iş kazası olarak kabul edilip edilmediği belli değildir. Hak sahiplerinin iş mahkemesinde tazminat istemlerinin görülebilmesi bakımından zararlandırıcı olayın iş kazası niteliğince olup olmadığının tespiti ön sorundur. İş kazasının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanının doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında Kurum taraf değildir.
Yapılacak iş; iş kazasını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbarda bulunması, bu ihbar üzerine, olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi halinde, Sosyal Güvenlik Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “iş kazasının tespiti” davası açması için, davacıya önel verilmek, tespit davasını bu dava için bekletici sorun yaparak çıkacak sonuca göre, bir karar vermekten ibarettir.
2-Mahkemece; davalı … Makine Ltd Şti’nin saha sorumlusu ile işveren vekili olan sanığı asli diğer davalıların işyeri yetkilileri ile davacı murisini tali kusurlu olduğuna ilişkin, ceza yargılamasındaki değerlendirme ve dayanağı olan kusur raporu esas alınarak davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile tüm davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmişse de varılan bu sonuçta hatalıdır.
Davalılardan … Çimento AŞ’ne ait çimento fabrikasının, çimento üretim tesisisin üretim kapasitesinin artırılması sırasında, bu işin yapımını üstlenen davalı … İnş Ltd Şti’nin, çelik imalat ve montaj işini … Makine İnş AŞ’ne, bu şirketinde yapılan üretimin montajını … Makine Ltd Şti’ne verdiği, Kazalının olay tarihinde … şirketinde montaj işçisi olarak çalışmakta iken G-1 binası üçüncü katında çalışırken zemine çelik kolonu kullanarak bir alt kata inmek istediği sırada zemine düşmesi ile meydana gelen kazada öldüğü dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine (Davasına) etkisi, hukukumuzda Borçlar Kanununun 53.maddesinde düzenlenmiş olup, Hukuk Hakimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas hukuku bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımı, aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının da, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi, özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.
Borçlar Kanununun 53.maddesinde, “Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, Ceza Mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka Ceza Mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi Hukuk Hakimini takyit etmez.” Hükmü öngörülmüştür.
Bu açık hüküm karşısında, Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 77.maddesinin açık buyruğudur.
İşverenin, tazminattan sorumlu tutulması giderek, tazminat miktarının belirlenmesinde; İş Kanunun 77. ve işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün öngördüğü önlemlerin işyerinde olup olmadığının saptanması ile mümkündür. Bu yön ise, başka bir anlatımla, işverenin kusurlu olup olmadığı, varsa kusur oranı, uzman bilirkişiler tarafından düzenlenecek kusur raporu ile tespit edileceği yönü tartışmasızdır. Hal böyle olunca da hukuk yargılamasında İş Kanununun 77.maddesi ile işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğü hükümleri göz önünde tutularak tarafların kusur durumlarının belirlenmesi gerekirken, ceza yargılaması sırasındaki kusur dağılımının karara esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Kabul ve uygulamaya göre de Davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu halde, kabul edilen bölüm üzerinden lehlerine reddolunan bölüm üzerinden aleyhlerine ayrı ayrı avukatlık ücretine karar verilmek gerekirken, toplam üzerinden avukatlık ücreti takdiri isabetsiz olduğu gibi, tarife hükümlerine aykırı biçimde kabul edilen manevi tazminat için takdir olunan avukatlık ücretini aşar biçimde avukatlık ücreti tayini hatalıdır. Öte yandan sigorta şirketi haksız fiil faili olmadığı ve dava tarihinden önce temerrüde düşürüldüğüne ilişkin bir belgede dosyada bulunmadığı halde, sigorta şirketi bakımından faizin dava tarihi yerine olay tarihinden başlatılması isabetsiz olduğu gibi davalıların müşterek kusurlu eylemleriyle zarara neden oldukları kabul edildiği ve davacı da dava dilekçesinde hüküm altına alınacak tazminatların müteselsilen tahsilini istediği halde, davalıların tali ya a asli kusur durumuna göre hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu olacakları miktarların belirlenmesi suretiyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
O halde, davacı ve davalı taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların sair yönlere ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına 29/03/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.