Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11126 E. 2010/12571 K. 11.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11126
KARAR NO : 2010/12571
KARAR TARİHİ : 11.11.2010

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 18.09.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 23.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, maliki olduğu 72 parsel sayılı taşınmaza davalıların murisi … tarafından 50 yıl önce samanlık yapıldığını, … ’ın 29.04.2002 tarihinde öldüğünü, samanlığa onayı bulunmadığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ile samanlığın yıkılmasını istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü, davalılar temyiz etmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine ilişkindir.
22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda “muhdesat” kavramından bir arazi üzerindeki arz malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı sadece şahsi bir haktır. Bu hakkın hukuki mahiyeti ve nasıl kullanılacağı ise TMK’nun 722, 724. ve 729. maddelerinde açıklanmıştır.
Bir kişi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesi olanak sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca; “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.”
Bu tür bir hakkın zemin üzerindeki binanın veya ağaçların yok olması gibi bazı nedenlerle ortadan kalkacağı kuşkusuzdur. Diğer taraftan, Türk Medeni Kanununun 1012. maddesi hükmü gereğince de, kaydın terkini kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlı olarak yapılabilir.
Türk Medeni Kanununun 1026. maddesi uyarınca terkin işlemi yapacak merci ise ilgili tapu sicil müdürlüğüdür. Bunun için tapuya başvurulması, hakkın yok olduğu ve sona erdiği belirtilerek terkin talebinde bulunulması, kadastro müdürlüğü elamanlarının zemine giderek hakkın sona erip ermediğini saptaması, bundan sonra da değişiklik beyannamesi düzenlenerek tapuya gönderilmesi gerekir. Terkin işleminden sonra adresi kayıtlarda belirli ise muhtesat sahibine Türk Medeni Kanununun 1019. maddesi gereğince duyuruda bulunulur. Ancak bu tebliğden itibaren 30 gün içinde hak sahibi tarafından terkin işleminin iptali istemiyle dava açılabilir. Değinilen bütün bu işlemlerin yapılacağı yer tapu sicil müdürlüğü olduğundan, doğrudan mahkemeden terkin istemiyle dava açılamaz.
Ne var ki, bu tür bir belirtme Türk Medeni Kanununun 684. maddesine sınırlama getirerek muhdesat konusu ile arazinin bütünleşmesine engel olacağından, arazi sahibinin mülkiyet hakkını ileri sürerek ve muhdesat bedelinin hak sahibine ödemesi suretiyle mahkemeden terkin talebinde bulunması olanaklıdır.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, keşfen bilirkişilere belirtme konusu hakkın dava tarihindeki rayiç değerini hesaplattırmak, bulunacak bedeli davacıya depo ettirmek, birlikte ifa suretiyle tapu sicilinde davalı lehine yapılan belirtmeyi terkin etmek olmalıdır.
Somut olayda, davacı, malik olduğu 72 parsel sayılı taşınmazda 04.06.2009 tarihli fen bilirkişi raporunun eki krokide kırmızı boyalı olarak gösterilen ve davalıların murisi tarafından yapılan samanlığı davalıların kullandığını ileri sürerek elatmanın önlenmesi ile kal isteminde bulunmuştur. Kadastro tutanağından, davacının, 1972 yılında taşınmazın zilyetliğini satış yoluyla edindiği, davalıların murisinin de 1975 yılında dava konusu samanlığı inşaat ettiği belirtilerek, muhdesat beyanlar hanesine işlendiği anlaşılmaktadır. Tapu kaydında da, kadastro nedeni ile davacı adına tescil edilen taşınmazın beyanlar hanesinde “üzerindeki samanlık … oğlu … ’a aittir” yazılı olduğu görülmektedir. Muhdesatın beyanlar sütununda gösterilmesi ile davalıların murisi kişisel hak sahibi olmuştur. Taşınmaz maliki muhdesat nedeni ile elatmanın önlenmesi ve kal isteminde bulunabilmesi için, muhdesatın yok olması, tapu kaydından terkin edilmesi veya bedelinin ödenmesi gerekir. Eldeki davada, davanın açıldığı tarihte 72 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinden muhdesat terkin edilmemiştir. Keşif sırasında, taşınmazın davalılar tarafından kullanıldığı, başka bir deyişle zeminde bulunduğu belirlenmiştir. İnşaat bilirkişisi tarafından hesap edilen muhdesat bedelinin davacı tarafından hak sahiplerine ödenmemiştir.
Belirtilen bu nedenlerle, mahkemece, 72 parsel sayılı taşınmazda bulunan ve davalıların murisi tarafından yaptırılan muhdesatın bedeli mahkeme veznesine depo ettirilmesi için davacıya süre verilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, istemin hüküm altına alınması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.