YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/24409
KARAR NO : 2013/14349
KARAR TARİHİ : 13.06.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, maddi ve manevi tazminat alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, davalının öğrenci iken 2004 yılında müvekkili şirkette 45 gün staj yaptığını, mimarlık fakültesinden mezun olduktan sonra da şirkette çalışmaya başladığını, daha önce mesleki konuda hiçbir deneyimi olmadığını, müvekkili firmada mesleki deneyimlerini ve bilgi edindiğini, işten ayrıldıktan sonra başka bir işyerinde kullanmaması için 01.05.2006 tarihinde kendisi ile davalı ile Rekabet Yasağı Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme uyarınca davalının işten ayrılması halinde beş yıl süre ile aynı iş kolunda iş kurmayacağı, rakip firma ile ortak olmayacağı ve çalışmayacağının belirtildiğini, sözleşmeye aykırı davranılması halinde işverene 50.000,00 Euro tazminat ödeneceğinin kabul edidiğini, davalının kendi isteği ile işten ayrıldığını ve işten ayrıldıktan sonra aynı iş kolunda faaliyet gösteren rakip firmada çalışmaya başladığını, bu sebeple müvekkili şirketin zarara uğramasına sebep olduğunu belirterek 50.000,00 Euro karşılığı maddi ve manevi tazminat tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili ile davacı şirket arasında imzalanmış olan Rekabet Yasağı Sözleşmesinin kanunun ön gördüğü şekil şartlarını taşımadığını, bu sözleşmede faaliyet yeri bakımından herhangi bir sınırlama mevcut olmadığı gibi beş yıl gibi uzunca bir sürenin rekabet yasağı süresi olarak belirlenmiş olmasının Yargıtay kararlarında da sabit olduğu üzere Medeni Kanun’daki iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil ettiğini, bu şekilde kanunun ön gördüğü sınırlandırmaları taşımayan sözleşmenin geçersiz olduğunu, müvekkilinin davacı şirkete çalıştığı sürece hiçbir özel eğitim almadığını, hiçbir sertifikanın davacı şirket tarafından müvekkiline verilmediğini, davacı şirketin ağırlıklı olarak montaj faaliyetinin olduğunu proje üretip satan bir mimarlık firması olmadığını sadece yaptığı projelerin tasarımını ve presentasyonunu yapmak için mimar çalıştırdığını, dolayısıyla müvekkilinin mimar olarak başka bir firmada çalışmasının davacı şirkete ticari bir kayıp vermesinin mümkün olmadığını belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre haksız rekabet ile ekonomik rekabetin her türlü kötüye kullanımının engellenmek istendiği, haksız rekabetin sözkonusu olabilmesi için taraflar arasında rekabet teşkil eden bir ekonomik rekabetin var olmasının gerekli olduğu, burada davacı şirketin davalı çalışana değil ancak çalışanının işverenine karşı bu iddiasını sürmesi gerektiği, aynı çerçevede davalı işçinin rekabet yasağına aykırı olarak hangi ticari sırra sahip olduğu, bunları kullandığı ve bu sebeple de zararın meydana geldiğinin somut olarak davacı tarafından ortaya konulması gerektiği, bu sebeple sırf rakip firmada çalışmanın tek başına haksız rekabet olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, taraflar arasında düzenlenen Rekabet Yasağı Sözleşmesi’nde davalının işten ayrılmasından itibaren aynı iş dalında başka bir firmada beş yıllık çalışma yasağı konduğu ve buna ilişkin cezai şart düzenlendiği, fakat bu tür sözleşmelerde zamanla birlikte çalışma yasağının kapsayacağı bölgenin ve işin nevinin net olarak belirtilmesi gerektiği, sözleşmede yer ve nevi yönünden sınırlandırma olmadığı, ve bu sebeple cezai şartın geçerli olmadığı, ayrıca davacı tarafça davalının haksız rekabet yapmak suretiyle şirketi zarara uğrattığı hususunun kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmiştir.
Dava, rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şartın tahsili istemine ilişkin olup, öncelikle dikkate alınması gereken husus uyuşmazlığın 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve iş mahkemesinin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya iş kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi” dir.
Davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348. maddesi “İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet sözleşmesinde her iki taraf, sözleşmesinin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını şart edebilirler. Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise caizdir. İşçi, sözleşmesinin yapıldığı zamanda reşit değil ise rekabet memnuiyetine dair olan şart batıldır.” hükmünü haiz olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere bu madde sözü edilen sırlara vakıf işçinin sözleşme yapmak şartıyla işten ayrılması halinde aynı işi kendi adına yapmamasını, rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını düzenlemektedir. Düzenleme, iş sözleşmesi içinde yer almakla birlikte iş sözleşmesi süresi içinde yapılmaması gereken bir hususta değil, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra yapılmaması gereken bir hususta düzenleme getirmektedir.
İş sözleşmesinin devamı sırasında rekabet yasağının ihlali şeklindeki sadakatsizlik iş mahkemesinde görülecek bir davanın konusunu oluşturur. Bu rekabet yasağının sözleşmeden veya kanundan kaynaklanmasının hukuki sonuçları aynıdır.
Oysa somut uyuşmazlıkta davacı taraf, davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra gerçekleşen eylemi sebebiyle cezai şart istemektedir. Rekabet yasağının iş sözleşmesinin bitiminden sonraki bir tarihte ihlal edilmesi iş mahkemelerini görevli olmaktan çıkarmaktadır. Ayrıca rekabet yasağının belirlenmesinde ticari sırrın ne olduğu uzman mahkemelerce değerlendirilmesi gereken ve piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konudur. Kaldı ki, davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesiyle kanun koyucu çok açık bir şekilde 818 sayılı Kanun’un 348. maddesinden kaynaklanan davaların mutlak ticari davalardan olduğunu öngörmüştür. Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardandır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.02.2012 tarihli 2011/11-781 esas, 2012/109 karar sayılı ilamında da hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 818 sayılı Kanun’un 348. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken uyuşmazlıklara ilişkin davaların 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3. maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığı ve mutlak ticari davaların görülme yerinin ise açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu belirtilmiştir.
Açıklanan sebeplerle, mahkemece ticaret mahkemelerinin görevine giren davanın görev yönünden reddi yerine esasına girilerek hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.