YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10263
KARAR NO : 2010/11358
KARAR TARİHİ : 26.10.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 23.06.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen 08.07.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, murisinden intikal eden 491 ve 496 numaralı parsellere ekip biçmek suretiyle müdahele eden davalıların haksız elatmalarının önlenmesini istemiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalılardan …’nın (497 parsel paydaşı) 496 numaralı parsele vaki elatmanın önlenmesine, 491 numaralı parsele tecavüz bulunmadığından ve diğer davalıların müdahelesi saptanamadığından bu yönden davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
TMK.nun 683.maddesi gereğince, bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.
Her ne kadar Türk Medeni Kanununun 702/2. maddesinde, kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliği ile karar verme şartı aranmışsa da son fıkrada “ortaklardan her biri topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır” hükmü getirilmiştir.Belirtilen nedenle davacının aktif dava ehliyetinin varlığının kabulü gerekir.
Davacı dilekçesinde 491 ve 496 parsel numaralı taşınmazlara davalıların elattığı iddiası ile dava açmıştır. Mahkemece yapılan keşif ve bilirkişi raporu ile dava konusu olan 491 numaralı parsele tecavüz bulunmadığı saptanmış ise de 496 parselin hüküm altına alınan kısmı dışındaki tecavüzlü alanların davalılar tarafından kullanılıp kullanılmadığı araştırılmaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir..
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde davacıya iadesine, 26.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.