Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2009/9847 E. 2010/3691 K. 23.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9847
KARAR NO : 2010/3691
KARAR TARİHİ : 23.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatınca duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar vekili avukat … ile davacı vekili avukat …’nun gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı avukat, davalının vekili sıfatıyla, icra takipleri başlatıp, hukuk ve ceza davaları açtığını, vekalet akdinden doğan edimlerini yerine getirmekte iken, … 3. İcra Müdürlüğüne ait 2002/883 E. sayılı icra dosyasından vekaleten çekmiş olduğu parayı, kısmi vekalet ücreti ve yapılan masraflar karşılığında elinde tuttuğunu bildirmesi üzerine, 14.4.2003 tarihinde davalı tarafça haksız olarak azledildiğini, vekalet ücretlerinin ise ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, bakiye vekalet ücreti alacağı olan 24.509.229.425 TL’nin azil tarihi olan 14.4.2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiş, aynı nedenlerle birleştirilen … 6. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2004/357 E. sayılı dava dosyası ile, 70.718.103.440 TL’nin, birleştirilen … 4. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2006/193 E. sayılı dava dosyası ile, 54.428,00 YTL’nin, yine birleştirilen … 3. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2004/477 E. sayılı dava dosyası ile de, 16.245.852.775 TL’nin yasal faizi ile birlikte ödetilmesini talep etmiştir.
Davalı, vekili olan davacının, … 3. İcra Müdürlüğünün 2002/883 E. sayılı icra takip dosyasına yatırılan 19.892.809.500 TL’yi 11.12.2002 tarihinde çekmiş olmasına rağmen, kendisini haberdar etmediğini, 9.4.2003 tarihinde karşı tarafın avukatının telefonla bildirmesi üzerine tahsilattan haberdar olduğunu, davacı avukatın, kendisine verilen bazı işleri ihmal ettiği gibi, bazılarını da yanlış yaptığını, azil haklı olduğundan herhangi bir ücret talep edilemeyeceğini ileri sürerek, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, kısa kararda, “azlin haklı olduğu kanaat ve sonucuna varıldığından, azil tarihinden önce davacının vekil olarak takip ettiği davalarda, azil tarihine kadar sarfettiği emek ve mesaisi dikkate alınarak, adalete uygun bir avukatlık ücretinin takdiri gerektiği belirtilerek”, gerekçeli kararda ise, “azlin haksız olduğu” belirtilmek suretiyle, asıl ve birleştirilen … 6. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2004/357 E. sayılı davaların kısmen kabulü ile ilamda yazılı miktarlar üzerinden hüküm kurulmuş, birleştirilen … 4. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2006/193 E. sayılı davanın reddine, birleştirilen … 3. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2004/477 E. sayılı dava dosyasının ise tefrikine karar verilmiş, hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-HUMK.nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389 maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki Maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda, “azlin haklı olduğu kanaat ve sonucuna varıldığından, azil tarihinden önce davacının vekil olarak takip ettiği davalarda azil tarihine kadar sarfettiği emek ve mesaisi dikkate alınarak, adalete uygun bir avukatlık ücretinin takdiri gerektiği” belirtilmekle beraber, gerekçeli kararda ise, “azlin haksız olduğu” belirtilmek suretiyle karar verilmiş olması, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının karşılıklı alınarak birbirlerine ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde taraflara iadesine, 23.3.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.