YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10036
KARAR NO : 2010/11256
KARAR TARİHİ : 25.10.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.12.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, davalı idarenin yaptığı düzenleme ile evinin yanında bulunan su arkına başka kanallardan akan suların bağlanması nedeni ile artan su akışının taşınmazına zarar verdiğini belirterek, davaya konu suların kontrol altına alınarak eski hale getirilmesini ve davacı taşınmazına su akışının önlenmesini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilerek; “Davacı adına kayıtlı 622 parsel sayılı taşınmaza davalının haksız müdahalesinin meni ile müdahale sonucu meydana gelen zararın izalesine” şeklinde hüküm kurulmuştur.
Hükmü davalı temyiz etmiştir.
Mahkeme kararlarında bulunması gereken hususların ne olduğu HUMK’nun 388. maddesinde belirtilmiş, 389. maddede ise verilen kararla taraflara sağlanan haklar ve yükleri tereddüdü gerektirmeyecek şekilde açık seçik yazılması gerektiği hükme bağlanmıştır. Hüküm sonucu kararın esası olup kanunda “hüküm” kelimesi yalnız hüküm sonucu için kullanılmıştır. Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
HUMK’nun 389. maddesinde de kararda iki tarafa yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür. Yasanın bu hükümlere getirmesindeki amaç hükmün infazı sırasında tarafların yeni bazı uyuşmazlıklar içine düşmesinin önüne geçmek ve hükmün duraksamaksızın infazını sağlamaktır. Bu nedenle hüküm fıkrasında mahkemenin neye karar verdiği açıkça yazılmalıdır. Hüküm fıkrası çok açık ve infazı mümkün olmalıdır. Şarta bağlı ve terditli olarak hüküm kurulmamalıdır.
Dava, açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanmalı, hüküm fıkrasında asıl talep ile yardımcı talepler hakkında da karar verilmelidir.
Eldeki davada mahkemece kurulan hüküm fıkrasında zararın nasıl giderileceği, zararın giderilmesi masraflarına hangi tarafın katlanacağı gibi konularda bir açıklık yoktur. Bu haliyle mahkemece kurulan hükmün infaz olanağı bulunmamaktadır.
Davalının temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan karar bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 25.10.2010 Tarihinde oybirliği ile karar verildi.